31 Aralık 2010 Cuma

Milan Dubai'de çatıya çıkmış!


Milan, 828 metrenin üzerinde yüksekliğiyl dikkati çeken Burj Khalifa’nın tepesine özel olarak inşa edilen alanda mini bir gösteri maçı yaptı. Dubai'de özel bir turnuvaya gelen Kırmızı-Siyahlılar, pazar günü Emirates Challenge Cup’ta El Ehli'yle karşılaşacak. Milan’ın yeni transferi Cassono da bu maçta ilk defa forma giyecek. 

TT Arena'da ilk taktikleri ben verdim

İki hafta once cumartesi gunu Galatasaray'in yeni evindeydim. Yedek kulubesinin basinda olmak bana aninda etki ve hastaneye dustum.

Kolay degilmis o koltukta oturmak :)

11 Aralık 2010 Cumartesi

Sami Yen'e son çıkan siz olabilirsiniz!!!



Türk Telekom, Galatasaray Spor Kulübü ile birlikte güzel bir organizasyon planlamış. www.futbolsenbizimherseyimizsin.com sitesine Ali Sami Yen ile ilgili unutulmaz anılarını, hikaye  veya fotoğraflarla 31 Aralık 2010 tarihine kadar paylaşan taraftarlar arasından 36 şanslı kişi, Galatasaraylı futbolculardan oluşan özel bir jüri tarafından belirlenecek.
Kazananlar yine aynı siteden 3 Ocak 2010 tarihinde açıklanacak ve Ali Sami Yen’in son maçında, 13 Ocak 2011 çarşamba günü çimlere çıkacak. Taraftarların kendileri için özel olarak hazırlanan formaları giyeceği bu unutulmaz maçta her şey profesyonel kurallara uygun olarak gerçekleştirilecek. Takımları oluşturan taraftarlar profesyonel maçlarda olduğu gibi futbolcuların soyunma odalarını kullanacak. Maç öncesi tören, stadyum içi aktivite ve çeşitli etkinliklerin de olacağı karşılaşmayı profesyonel dört hakem yönetecek.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Tanıdınız mı bu adamları?


Fatih Demireli'nin bu maça ilişkin yazısında resim altı var. Yine de bakmadan siz kendinizi bir test edin bakalım.


buyrun burdan okuyun

İkiler et lokantası



Geçen hafta bizim SLOEG'de en iyi ikililer sohbeti dönmüştü. Üstüne twitter'dan da katkı oldu. Bayağı uzun bir liste. Beraber uzatırız olmadı...
Fotolardaki abiler Robbie Fowler ve Stan Collymore. Yarın yeniden Kırmızı formayı giymeleri için ömrümden bir-iki sene veririm ki benim canım tatlıdır :)
p.s: İkiler Et Lokantası benim çocukluğum demek. Aynı bu listedeki bazı isimler gibi...











ALMANYA

Fredi Bobiç-Giovane Elber (Stuttgart)

HOLLANDA

Clarence Seedorf-Edgar Davids (Ajax)

Patrick Kluivert-Nwanko Kanu (Ajax)

Renee-Willy van de Kerkhof (PSV)

İNGİLTERE

Patrick Vieira-Emmanuel Petit (Arsenal)

Denis Bergkamp-Thierry Henry (Arsenal)

Alan Shearer-Chris Sutton (Blackburn)

Ian Wright-Mark Bright (C. Palace)

Tore Andre Flo-Gianfranco Zola (Chelsea)

Ian Rush-Kenny Dalglish (Liverpool)

Kevin Keegan-John Toshack (Liverpool)

Michael Owen-Emile Heskey (Liverpool)

Steve Bruce-Gary Pallister (Man. United)

Dwight Yorke-Andy Cole (Man. United)

Rio Ferdinand-Nemenja Vidic (Manchester United)

Pierre van Hooijdonk-Kevin Campbell (N. Forrest)

İSPANYA

Xavi Hernandez-Andres Iniesta (Barcelona)

Ronald Koeman-Miguel Angel Nadal (Barcelona)

Hristo Stoickov-Romario (Barcelona)

Alexandr Mostovoi-Valeri Karpin (Celta Vigo)

Davor Suker-Predrag Mijatoviç (Real Madrid)

Hugo Sanchez-Emilio Butregueno (Real Madrid)

Raul Gonzalez-Fernando Morientes (Real Madrid)

Nihat Kahveci-Darko Kovaçevic(Real Sociedad)

Luis Fabiano-Frederic Kanaoute (Sevilla)

İSKOÇYA

Mark Hateley-Ally McCoist (Rangers)

İTALYA

Michel Platini-Zbigniew Boniek (Juventus)

Hernan Crespo-Enrico Chiesa (Parma)

Giunluca Vialli-Roberto Mancini (Sampdoria)

TÜRKİYE

Ronaldo-Zago (Beşiktaş)

Alan Walsh-Ian Wilson (Beşiktaş)

Majid Mususi-Ercüment Şahin (Bursaspor)

Uche Okechuckwu-Jes Högh (Fenerbahçe)

Nezihi Tosuncuk-Müjdat Yetkiner (Fenerbahçe)

Oğuz Çetin-Aykut Kocaman (Fenerbahçe)

Hakan Şükür-Arif Erdem (Galatasaray)

Falko Götz-Reinhard Stumpf (Galatasaray)

Cevad Prekazi-Tanju Çolak (Galatasaray)

Stjepan Tomas-Rigobert Song (Galatasaray)

Claudio Taffarel-Gheorghe Popescu (Galatasaray)

John L. Mosheu-Andre Kona (Gençlerbirliği)

Mehmet Topuz-Gökhan Ünal (Kayserispor)

Serkan Aykut-Cenk İşler (Samsunspor)

Arçil-Şota Arveladze (Trabzonspor)

Hami Mandıralı-Orhan Çıkırıkçı (Trabzonspor)

MİLLİ TAKIMLAR

Jurgen Klinsmann-Rudi Voller(Almanya)

Claudio Caniggia-Diego Maradona (Arjantin)

Romario-Bebeto (Brezilya)

Fabian Barthez-Laurent Blanc (Fransa)

Davor Suker- Zvonimir Boban (Hırvatistan)

Peter Beardsley-Gary Lineker (İngiltere)

John Aldrige-Tony Cascarino (İrlanda)

Thomas Brolin-Martin Dahlin (İsveç)

Alessandro Altobelli-Paolo Rossi (İtalya)

Alessandro Nesta-Fabio Cannavaro (İtalya)

Marcelo Salas-Ivan Zamorano (Şili)

Rıdvan Dilmen-Tanju Çolak (Türkiye)

Sergei Rebrov-Andrei Shevchenko (Ukrayna)

1 Kasım 2010 Pazartesi

Abdullah Avcı Goal dergisine konuştu

GOAL dergisinin Kasım sayısı sizi yine futbola doyuracak!

Dünya futbolunu en yakından takip eden dergi GOAL’ün yeni sayısı Golcü Özel Sayısı başlığını taşıyor.

Bu başlık olurda dergide golcülere özel bölümler ayrılmaz mı?

TOP 15: Avrupa’nın En İyi Golcüler

GOAL dergisinin geleneksel dosyası Avrupa’nın golcülerine ayrıldı. Adı golle anılan 15 futbolcu… Acaba ilk üç sırada kim var?

Hollanda futbol ligi Eredivisie’nin 10 golcüsü… Emrah Hamurcu sizin için araştırdı ve yazdı.

2. Lig’den bir golcü geçti. Şimdi golleri onun öğrencileri atıyor. Gözde teknik adam Abdullah Avcı’yı dünüyle bugünüyle mercek altına aldık. Nasıl bir futbolcuydu, şimdi nasıl bir teknik direktör? Abdullah Avcı ile Avrupa futbolu, milli takım ve ligimizin yabancıları üstüne keyifli bir söyleşi yaptık.

Unutulmaz 10 başkan. Günahıyla, sevabıyla, skandallarıyla hafızalarımıza ya da gönüllerimize kazınanlar, gazete manşetlerine taşınanlar… Borga Engin’in kaleminden…

Manchester City özel dosyasına, Bora İşyar’ın kaleminden çıkma bir Adam Johnson incelemesi eşlik ediyor bu ay. Premiership tutkunları bayram edecek.

Ve Ali Murat Hamarat Almanya’da binlerce kişi önünde gerçekleşen bir mucizeyi tüm ayrıntıları ve geri planıyla derginin sayfalarına taşıdı. Mainz 05 Mucizesi!

Derginizin her sayfasında bir sürpriz bekliyor sizleri: Alan Shearer, Bebe, Alex Ferguson… Ve Premiership’de Aşk ve Seks dosyası… Ege Görgün yazdı.

GOAL bu ay bütün sayfalarıyla tam dergi pres yapıyor.

25 Ekim 2010 Pazartesi

TweetliYorum


@ 
Seri bozulacak endisesi yuzunden senelerdir derbi heyecani yasayamiyordum, seri bitti, dertler de bitti.Heyecan var artik sadece!

@ Aykut hoca bu takımın her sene en iyi yaptığı işi bu sene yapmasına engel oldu.. Maçın beraberlikle bitmesinin müsebbibi O'dur..

@ "Kaybedecek hiç bir şeyi olmayan adamdan korkacaksın." sözü vücuda büründü. Daha baskılı olan GS 28 yıl sonra gol yemedi.

@ fark beklerken berabere kalmak. üstelik kötü oynayarak. kadikoyde hiç derbi kazanamadan geçen bir sezon sezon değildir.

@ Nuri SERT Rijkaard'ın gitmesi için oynamayan güruh belli oldu. Fakat yine de Hagi, Ayhan, Pino ve Elano'nun haklarını teslim etmek gerek.

@ G.Saray sadece F.Bahçe'yle değil, on yıllık mâkus tailhiyle de berabere kaldı.

@ mutsuz. Gs keske tam kadro gelseydi, o zaman kesin yenerdik. Maalesef 0-0'a sevinecek kadar vizyonsuz degiliz.

@ 10 yıllık gelenek bozuldu sonuçta. Bir Galatasaraylı olarak gayet mutluyum. Gönül isterdi ki kazanalım ama olmadı.

@ Fb son yıllarda derbileri kazandı ama şampiyon olamadı önemli olan sürpriz puan kayıpları yaşamamak derbide puan kaybedilebilir

@ Mutsuzum; sezon başından beri hedef maçları kazanamadık. "Sıkıntı var."

@ Fbahce 1 puan, G.Saray 1 puan + itibar kazandi, toplasan 3 etmiyor..

@ kotu olan kazansin demistim.. allahtan fener kazanmadi.. ben nerden bileyim yeneri ezecegimizi..

@ Sevincimiz macın berabere bitmesi degil Galatasaray'ın umut vermesidir..

@ fenerbahçe türkiyede 4-3-3 oynayabilecek tek takım niye oynamıyoruz onu anlamadımm

 kadikoy'e kazanmaya gitmemek, hirs yapmamak lazimdi. Akilli oynadik,bu sene kaybetmedik, gelecek sene icin cesaret kazandik

@ 10 yıl sonra 1 puan almak Gs takım ruhunu kazandırmış! Keşke Rijkaard takımın başındayken bu futbol ruhuna sahip olabilselerdi.

@ fenerbahce'nin mac oncesi herkes tarafindan favori gosterildigi ama galatasaray'in daha iyi oynadigi bir derbi oldu.

@ Rijkaardi gondermek 4.5 milyon euro hagiyi getirmek bedava kadikoyde beraberlik paha bicilemez. Hadi sabri bize uclu cektir:)

@ Kırmızı kartsız, pet şişesiz, kavgasız bir Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin Rambo ve MP5'ten daha az konuşulduğunu gördük.

15 Ekim 2010 Cuma

Futbolda Yüzyıl savaşları





Bugün nostaljik bir gün... Eski Radikal'e veda edip yeni Radikal'e geçiş zamanı. Aşağıdaki satırlar benim ikinci imzalı yazımdan tarih 14/04/2005. Bana ilginç geldi... Trabzonspor'un 2067'sinde yaşar mıyım acaba :) 

2002-03 sezonu başlarken Beşiktaş yönetimi parolasını açıklamıştı: '100. yılda şampiyonluk.' O hedefi yakalayan Siyah-Beyazlılardan sonra şimdi bu baskıyla boğuşan takım, doğum günü '20 Ekim 1905' olan Galatasaray. Trabzon yenilgisi sonrası oluşan endişenin sebebi 'şampiyonluğun kaçırılma ihtimali' değil, büyük ölçüde 'Fenerbahçe'ye kaptırılması' olsa gerek. Bu rekabetten daha sosyal bir içeriğe sahip olan Celtic'le Rangers arasındaki 'Yüzyıl Savaşları', Cim Bom ve Kanarya'ya için örnek niteliğinde olalibir. Celtic, rakibinin bir asırı geride bıratığı 1982'de şampiyon olurken, Rangers beş yıl sonra ipi göğüsleyerek bir anlamda rövanşı almış oluyordu. Peki Avrupa'nın diğer büyük liglerinde nedir bu '100. yıl hikâyesi' biraz ona bakalım.
Futbolun beşiği sayılan İngiltere'de 100. yılında şampiyonluğa ulaşan hiçbir takım yok. (Aston Villa ve Blackburn'un üçüncü lig şampiyonlukları dışında!) Adanın en çok şampiyonluk yaşayan takımları Liverpool ve Mancester United'ın İngiltere'deki egemenlik dönemleri 100. yaşlarına denk gelmeyince bu sevinci yaşayamamışlar. 100. yılını doyasıya kutlayamayan takımların başında ise 1986-87 sezonu sonunda küme düşen Manchester City geliyor. Bu arada bu şerefe ilk ulaşan takım 50. kuruluş yıl dönümünde ilk şampiyonluğuna ulaşan ve Galatasaray'la aynı yıl kurulan Chelsea olabilir (edit ). 'Mavililer' hem ligde hem de Şampiyonlar Ligi'nde doludizgin bu hedef doğrultusunda ilerliyor. 


Serie A'da ise 100. yılda şampiyon olma geleneğinden söz etmek mümkün. Ülke futbolunun iki devi Juventus ve Milan Scudetto'ya uzanırken, Serie A'da sadece iki şampiyonluğu bulunan Lazio bir tanesini de bu özel yılına denk getirmiş. Ligin diğer büyüklerinden Inter'in kuruluş tarihini 1908 olarak hatırlatırsak '2008'de Serie A'nın şampiyonu kim olur?' sorusunun cevabına ufak bir ipucu vermiş olabiliriz. (edit: Inter şampiyon oldu!

100. yıl kutlamasını en dramatik yaşayan takımların başında ise Real Madrid geliyor. 2001-2002 sezonunda şampiyonluğu Valencia'ya kaptıran Galaktikos, kurulduğu tarih olan 6 Mart günü Santiago Bernabeu'da büyük bir şölenle birlikte Kral Kupası'nı Deportivo'ya teslim ediyordu. Madrid ekibi Şampiyonlar Ligi'ni alarak hayal kırıklığını unuturken düşman kardeş Atletico Madrid, kuruluşun 100. yılında ancak 11. sırayı alabiliyordu. Barcelona ise '100 kulübü'ne girdiği sene olan 1999'da son lig zaferini kutladığından habersizdi (edit: üst üste beş yıl kupayı alamadılar.) 

Benfica'nın boynu bükük

İber Yarımadası'nın diğer tarafında da Devler Ligi'nin son şampiyonu Porto, Avrupa futboluna 60'larda damgasını vurmuş bir takım olan Benfica'ya 'Yüzyıl Savaşları'nda üstünlük sağlamış durumda. Porto hem kendisinin hem de Lizbon ekibinin bu önemli kilometre taşında rakibini ikinci sırada bırakarak mutlu sona ulaşmış. 

Almanya'da ise Bayern Münih, ülke futbolunun 'tekel'i olduğunu 100. yaşında şampiyon olarak bir kez daha ispatlıyor. Bavyera ekibinden sonra Bundesliga'da en fazla şampiyonluk yaşayan Nürnberg ise 100. yılını ikinci ligin vasat bir takımı olarak tamamladı. 

Galatasaray'ın kuruluş tarihi 20 Ekim olduğu için 2005-2006 sezonu da 100. yıl kontenjanına girebilir. Ancak büyük olasılıkla bu sezon bittikten sonra bir sene bu tartışmalardan uzak kalacağız. Ta ki Fenerbahçe'nin 'Her branşta şampiyonluk' hedeflediği 2007'ye kadar. (edit O sezon Fenerbahçe, 2005-06'da Galatasaray, 2006-07'de Fenerbahçe şampiyon oldu)

Klişelere gel: Futbolun beşiği sayılan İngiltere hahahaha amatördük o zaman!!!


11 Ekim 2010 Pazartesi

Adım adım ilerlemek her zaman iyidir


Arkadaşım Emin Özgür'den gelen maili buraya koyuyorum. Yarışa katılan herkese başarılar...

Merhabalar, yine senenin o zamanı geldi ve yine 2008 ve 2009’daki gibi Avrasya Koşusu’nda Adım Adım isimli koşu kulübümüz ile birlikte 15 km koşarak bağış topluyorum.   

Geçen senelerde sizlerle birlikte:
·         2008: Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği için 2570 TL toplayıp bir adet elektrikli tekerlekli sandalye aldık.
·         2009: Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı için 4930 TL para toplayıp 89 adet ilkokul çağındaki çocuğa eğitim desteği verdik. 

Bu sene de TOG (Toplum Gönüllüleri Vakfı) Gençlik Bursları Kampanyası için para toplamaya karar verdim.  Bu vakıf hakkında detaylı bilgi için http://www.tog.org.tr/ adresine bakabilirsiniz.   Kısacası bu burs ile ihtiyacı olan üniversite öğrencilerine yardım ediyoruz. 

TOG’un benzer derneklerden en büyük farkı öğrencilerin bursu karşılıksız olarak değil, kendi buldukları sosyal sorumluluk projeleri ile almaları ve senede en  az 16 gün bu projelerde çalışmaları, ardından da projeleri raporlamalarıdır.   Böylece kendileri burs alırken bir taraftan da ihtiyacı olan başkalarına da yardım etmeyi öğrenmektedirler.  TOG kendini kısaca şöyle tarif ediyor: “Toplum Gönüllüleri, farklılıklara saygı, şeffaflık ve hesap verebilirlik, yerel katılım, girişimcilik,  ekip çalışması ve hayat boyu eğitim ilkeleri ışığında “Eleştirmek değil, değiştirmek için” çıktığı yolda, gençliğin enerjisini sosyal faydaya dönüştürmek için çalışmalarını sürdürmektedir.”

Eğer bana destek olmak istiyorsanız sizlerden ricam şimdi 5 dakikanızı ayırarak aşağıdaki hesap numarasına (TOG Hesap numarası) gönlünüzden geçen miktarda bir bağışta bulunmanız.

TOG Banka Hesap ve İletişim Bilgileri
Alıcı Adı: Toplum Gönüllüleri Vakfı
Banka Adı ve Şubesi:  Garanti Bankası, Bağlarbaşı Şubesi (422)
Swift: TGBATRIS
TL Hesap No: 629 7467
IBAN: TR18 0006 2000 4220 0006 2974 67
İletişim Bilgileri:  Burcu Haylaz (burcu.haylaz@tog.org.tr) Hobyar Mah. Rahvancılar Sk. No:7, 1. Vakıf Han Kat 1, Eminönü, 34112 İstanbul
Telefon: 0212 522-1032
Takibi kolaylaştırması açısından havalenizdeki açıklamayı aşağıdaki gibi yapabilirseniz daha iyi olur.
Açıklama: AA, EOZGUR, [Sizin ADINIZ]” (Misal, adınızın birçok Türk erkeği gibi Mehmet Yılmaz olduğunu kabul edersek: ”AA, EOZGUR, MEHMET YILMAZ” yazınız).

Bankaya gönderdiğiniz miktarı bana e-maille bildirebilirseniz ben de takip edebilirim.

Adım Adım Hakkında:

Adım Adım ecnebi ülkelerde Charity Run olarak bilinen, yardım için sportif faaliyetler düzenlenmesine aracılık eden bir spor kulübüdür.  Bizler adına sivil toplum kuruluşları ile konuşmakta, onları organize etmekte ve sporcuları spora ve yardıma teşvik etmektedir.  Daha fazla detay için: www.adimadim.org

Koşularım Hakkında:

Koşularım ve katıldığım yarışlarını bazıları hakkında yazdığım eski yazıları şuradan okuyabilirsiniz: http://sarapci.com/tag/kosu/ 

Vergi Muafiyeti Hakkında:

Toplum Gönüllüleri Vakfı’na 29.07.2004 tarih ve 2004/8253 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla vergi bağışıklığı statüsü verilmiştir. Bu statü ile TOG’un bağış kapsamında düzenlediği makbuzlar, vergi matrahı tespitinde gelirden indirilir.
Toplum Gönüllüleri Vakfı hesapları bağımsız denetleme kuruluşu Mazars/Denge tarafından denetlenmektedir.

10 Ekim 2010 Pazar

Berlin notları, Mesut ve Cartel

Berlin’e gelmişken ve bir milli maç varken ‘Türk mahallesi’ne gitmemek olmazdı. Kreuzberg’de U Bahn’dan çıkar çıkmaz karşıma yeniçeriler dikildi! Öğle suları olmasına rağmen Türkler yavaş yavaş stada gitmek için hareketlenmişti. Frankfurt’tan gelen ‘Genç Avrupalılar’, bir televizyon kanalı görür görmez kamera önünde zıplamaya başladı. Kreuzberg Merkezi apartmanının hemen önünde gerçekleşen mini şovdan sonra, sanırsam liderleri küçük bir konuşma yaptı: “Bu akşam Mesut da yanlış yaptığını anlayacak. Gerçi bizi onu da seviyoruz ve gururlanıyoruz.”
Mesut konusu elbette Türklerin ana gündemi. Yolda yürürken bir grupla sohbet ettik. Dördünün de çocuğu yokmuş ama yine de birine sordum: “Eğer oğlun bir gün gelse ve ‘Baba, ben Alman Milli Takımı’nı seçtim’ dese, ne yaparsın?” Cevap basitti: “Evlatlıktan reddederim.” Yanındaki eleman hemen atladı: “Real Madrid’e gidecekse sorun yok!” Bu arada Almanya’da yaşayan Türkler de Mesut Özil’in Galaktikos’a transferinde pasaportun etkisinden dem vuruyor. Çocuğun hakkını veren görmedim.

Kreuzberg turunda bir Türk kahvesi yerine Fas kahvesine oturdum! İyi de olmuş... Amigo Birol’un kırmızı-beyaz çığırışları arasında bir Alman çocuk geldi. Mihmandarım Selçuk ağabey sayesinde biraz konuştuk. “Maçı 3-0 alırız, iki Mesut, bir de Nuri atar” dedi. Berlin’de yaşıyor ama Dortmund’du tutuyormuş. Gazeteci olduğumu öğrenince bilet sordu. Sonra da Almanların bilet bulmada yaşadığı sıkıntılardan dem vurdu. Ara not: Ben stada geldiğimde saat 17.30’du ve gözümün önünde 300 ‘öyro’dan iki bileti Almanlara 600 avrodan okutan gördüm.

Türk gazetecilerin zaferi Berlin’in popüler yerleri KaWeDe, Alexanderplatz, Zoolicher Garten gibi yerlerde “Oh Türkiye” sesleri arasında dolaşırken iki Alman taraftarın, “Evimizde düştüğümüz çileye bak” bakışları iç burkucuydu. Olimpiyat Stadı’na giden trende de durum farklı değildi. Bir ara vagonun salladığını hissedince içimden, “Buraya kadarmış” diye geçirdim. Ve trenden çıkış anı... Euro 2008’de Çek ve Hırvat maçlarını yaşamış biri olarak gurbettekilerin Milli Takım kavramından neler hissettiğini iyi biliyorum. Stat girişine kadar herkes dik ve gururlu yürüyordu. Tek fark, etrafta hava atacak Alman yoktu!

Bu arada günün ilk galibiyeti Alman gazetecileri 7-3 mağlup eden Türk gazeteciler aldı. 11’erli takımlarda oynanan maçını yıldızı Hürriyet’te yazan Hakan Ünsal’dı. Eski Galatasaraylı oyunu dört gol attı. Bu arada Taraf yazarı (Yakın arkadaşım) Fikret Doğan da, iki asist ve bir golle skora katkıda bulunan isimlerdendi. Fikret daha sonra bana ülkedeki ünlü Türklerle ünlü Almanların yaptığı maçı da Türklerin kazandığını söyledi. Bu maç televizyondan da yayımlanmış. Ama en önemlisi asıl maç, Olimpiyat Stadı’ndakiydi ve bu mücadelenin galibi, malum Almanya oldu.

Maçtan önce Mercedes’in bir organizsyonunda Yıldıray Baştürk’le konuşma fırsatımız oldu. Eski milli futbolcu Mesut için şu ifadeleri kullandı: “Onunla gurur duymalıyız. Ne şartlarda seçim yaptı bilemeyiz.” Yıldıray boşta olmasıyla ilgili de Ahmet Çakır ağabeyin tanımıyla ellerini açıp “Kader” dedi!

Not: Maç yazısında şöyle yazmıştım Mesut'u görünce aklıma Cartel'in efsane albümündeki Da Crime Posse şarkısı geliyor: Vatanımızda Almancı burada yabancı, bu duyguyu sezmek inan ki çok acı... Sarkının linki: http://www.youtube.com/watch?v=_9zu_RQibrc

5 Ekim 2010 Salı

Mr. Hicks my arse!!!

Bu videoyu Goal filmlerinin yapımcısı Mike Jefferies çekmiş.

Bir ara kulübü almaya çalışan Jefferies geçenlerde bu mektubu yazmıştı: http://tinyurl.com/2d6874p


Yetmemiş üstüne bu videoda Liverpoollular Mr Hicks'e sokup çıkarmış!


02.10'da çıkan abinin lafları (bazı insanları ağır Scouse aksanından anlamak imkansız) dehşete düşürdü beni!

"Mr Hicks ailenizi hayal etmenizi istiyorum ki Liverpool bizim için bir ailedir. Sonra da ailenizin her bir üyesine sürekli  tecavuz edildiğini düşünün..."

Onlardan sonra çıka abi de şahane: "Ben komedyenim ama bu şehire yaptıklarınızdan daha komik (föni) bir şey görmedim."


2 Ekim 2010 Cumartesi

Doll'un kendini koymadığı en iyi Doğu Almanya 11'i



Az önce Altan Tanrıkulu bahsedince aklıma geldi.Geçen kış Doll'la Antalya kampında konuşmuştuk. Bizim internet sitesinde de bu şema yokmuş. Buyrun bakın...

27 Eylül 2010 Pazartesi

Yank liars out!


Bizim başkanlardan da böyle bir şey bekliyorum


Aulas au milieu des Bad Gones !
Yükleyen LyonCapitale. - Basketbol, beyzbol, güreÅ� ve diÄ�er spor videoları.

Derbide St Etienne yenildikten sonra oldukça sinirlenenen Bad Gones'u (Lyon'un ultaraları) sakinleştirmek Lyon'un efsane başkanı Jean Michel Aulas'ın başanı kalmış. Mikrofonu alıp kale arkasına geçen başkanın sözlerinden satır başları:

"Bugün oyuncular ellerinden gelen her şeyi yaptı. St Etienne'in golü hakem hatasıyla geldi." (taraftarın hadi len tepkisi çok iyi orada)

"Bana bir ay verin problemleri çözmek için."

"17 yıldır onları yeniyoruz. Bu gece kaybettik diye onurumuz kaybetmeyelim."

"Şampiyonlar Ligi'ne kalmalıyız. Biz hep oradaydık. Onlar Şampiyonlar Ligi'ni play-station'da oynadı!"

"Bu takımı bir şans verin. Puel'e demiyorum. Takımı yönetenlere, temsil edenlere... Böylece yukarı çıkalım...
24 Mayıs'ta Wembley'de olmak için"

Not: Link'i yollayan Ovunc kardesime teşekkür ederim.

23 Eylül 2010 Perşembe

Hajduk-Dinamo maçı günü bir gazete kupürü



Bu kupür Hırvat gazetesi Jutarnji List'ten kesilmiş. Nurettin Kıran ağabey sağ olsun biraz futbol biraz da Galatasaray aşkıyla Hırvatistan'dayken gazeteyi kesmiş saklamış pdf haline getirmiş. Galatasaray aşkı diyorum çünkü 'Haydut'ların kadrosundaki Senijad Ibriciç bir ara Aslan'ın gündemindeydi.

Fotoya gelince o akşam sahada yer alan 11’ler ve bu oyuncuların değerlerini (kırmızı fon) ile kontratlarına göre yıllık kazandıkları paraları (gri fon) görüyorsunuz. Takımların toplam hanesinde de her iki ekibinin toplam değerleri ile oyuncularına bir yılda ödedikleri toplam miktar var.

Nurettin ağabeye katılıyorum ve alıntılıyorum: "Ben bu tabloyu sadece Galatasaray’ın değil, diğer büyük takımların da nasıl soyulduklarının bir belgesi olarak görüyorum. Özellikle, “İbriçiç’in değeri gerçek midir”, diye sordum, futbolu takip edenlere. “1 ay önce 2,5 mil. Euro idi Galatasaray’ın 5 mil. Euro teklifinden sonra buralara fırladı” dediler.

Nurettin ağabey maçı da izlemiş 

20 Eylül 2010 Pazartesi

Antalyaspor'un haftalık programı ve look at the tabela!

Bu mail gecen hafta Antalyaspor'dan geldi.

 HAFTALIK ANTRENMAN PROGRAMI
 
 15.09.2010 ÇARŞAMBA

 10:00 KALKIŞ-GOOD MORNİNG
 10:30 KAHVALTI-BREAKFAST
 13:00 ÖĞLE YEMEĞİ - LUNCH
 15:00 TOPLANMA - TO MEET
 17:00 CAFEBREAK
 17:30 RAKİP ANALİZ
 19:00 ANTRENMAN TRAİNİNG
 21:00 AKŞAM YEMEĞİ - DİNNER
 23:30 YATIŞ - GOODNİGHT
 
 
 18.09.2010 CUMARTESİ

09:30 KALKIŞ-GOOD MORNİNG
 10:00 KAHVALTI-BREAKFAST
 13:00 ÖĞLE YEMEĞİ - LUNCH
  DİNLENME-REST
 17:15 MAÇ YEMEĞİ
 18:45 TOPLANTI-MEETİNG
 19:00 MAÇA HAREKET-MOVE TO MATCH
 20:30 MED.PARK ANTALYASPOR - KAYSERİSPOR

6 Eylül 2010 Pazartesi

Marcel Desailly'nin imzasını aldığı adam: Rocco Siffredi

Çok uzun süredir blogu boşladık. Eş-dost soruyor ne oldu blog diye? Manyak bir kayıtla dönüyorum....

70'lerde doğup Rocco Siffredi'yi tanımayan erkeğe tereddütle bakarım.

Hani kullandıkları yardımcı materyale göre sporculara İspanyol raket, Alman eldiven vs. diyoruz ya, Rocco'ya da o zaman yok İtalyan y....k mı demek lazım bilemedim!

Konuya dönelim bu röpü dört yıl önce vermiş Rocco. Kendisi çok büyük futbol hayranı değil ama ilginç futbol hikayeleri var, söz ustada: "Ara sıra Juve veya Roma maçlarına arkadaşlarımla gidiyorum. Statta inanılmaz bir enerji var. Birçok futbolcuyla tanıştım. Totti'yle iyi arkadaşız. Desailly, Milan'da oynarken Şanzelize'de karşılaşmıştık. Birbirimize imza verdik. Bana tüm takımın bana hayran olduğunu söylemişti."

"Maradona'dan sonra bu oyunu temsil eden tek bir kişi kaldı: Zinedine Zidane. O bir adam, gerçek bir erkek. İki kadınla birlikte olduğum bir sahnede onu yanımda görmek isterdim. Bir de Ronaldinho. Kızları önce güldürüp sonra xxx bir tip. Filmlerde olması gereken bir karakter. Del Piero mu? Bence onun kategorisi farklı. İtalyanca söylersem finocchio! (argoda eşcinsel) Porno için cok romantik bir tip. Hocalar arasından Capello'yu tercih ederim. Çok güçlü ve dayanıklı bir adam."

"Orgazm mı gol atmak mı derseniz elbette gol atmak derim. Gol atmak müthiş bir duygunun başlangıcı, orgazm ise sonu.."

3 Ağustos 2010 Salı

Vefa...

100. kuruluş yıldönümünü sessiz sedasız kutlayan Vefa Spor Kulübü, belgesel fotoğrafçı Burcu Göknar’ın iki yıllık yoğun çalışması sonucu bir fotoğraf albümüne dönüştü. Fotoğrafevi Yayınları tarafından yayımlanan Vefa adlı kitapta, bugün Süper Amatör Küme’de mücadele eden Vefa Futbol Takımı’nın bugününe tanıklık eden 80 siyah beyaz fotoğraf yer alıyor.

1 Ağustos 2010 Pazar

GOAL dergisinin Ağustos sayısı çıktı!




Bu ayki GOAL dergisi 2010 Dünya Kupası Koleksiyon Sayısı başlığı taşıyor

Güney Afrika’da yapılan son Dünya Kupası ile ilgili yazılar, fotoğraflar, dosyalar, istatistikler ve derlemelerle dolu olan GOAL dergisinin Ağustos sayısı uzun yıllar saklanılacak bir arşiv ve kaynak yayın olma özelliği taşıyor. 2010 Dünya Kupası’nın En iyi 15 Oyuncusu, En İyi 10 Önliberosu, Dünya Kupası  Alfabesi gibi dosyalara Forlan, Sneijder ve Müller gibi kupanın yıldızlaşan futbolcularının posterleri eşlik ediyor bu ay.
Derginin yayın yönetmeni Ege Görgün bu ayki editor yazısında şöyle anlatıyor yeni sayıyı: “Futbol defterleri tutmaya daha ilkokula giderken başlamıştım. Dünya ve Avrupa Kupaları, o zamanki adıyla Birinci Lig ve Kocaelispor ile ilgili tuttuğum defterlerin bazılarını hâlâ saklıyorum. Maç kadrolarından skorlara, oyuncu değerlendirmelerinden gazetelerden kesilmiş küpür ve fotoğraflara dek, pek çok şey bulabilirsiniz bu defterlerde. Ardından futbolla ilgili yazılı-resimli nerdeyse her şeyi biriktirme alışkanlığım başladı. Sakızlardan çıkan futbolcu kartları, 86’dan bu yana çıkan tüm çıkartma albümleri ve tabii ki gazetelerin kupa dönemlerinde verdikleri kitaplar. Anlayacağınız kalıcı olacak, her daim kaynak olarak yararlanılacak, futbol nostaljisini canlı tutacak yayınların önemini iyi bilirim. Keza futbolseverde yarattığı hissiyatı da…
Elinizde tuttuğunuz GOAL dergisi de işte bu heves ve bilinçle hazırlandı bu ay. Adına Dünya Kupası 2010 Koleksiyon Sayısı dememizi boşa çıkarmasın diye elimizden geleni yaptık. Arşiv değerinin yanı sıra, bitmesinin üzerinden günler geçmiş olsa da, 2010 Dünya Kupası’nı şöyle sakin kafayla bir kez daha hatırlamanın, değerlendirmenin keyfini çıkarın istedik. Umarız niyetimizi gerçekleştirebilmişizdir…”

GOAL dergisinin Ağustos sayısının tüm içeriği 2010 Dünya Kupası’na ayrılmış değil. Jose Mourinho için hazırlanan ultra-dosya, kupa şampiyonu Atletico Madrid’e adanan bir derleme, beşer sayfalık Ligue 1 ve Bundesliga dosyaları, Hasan Kabze ile 10 soru 10 cevap ve tabii ki Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş değerlendirmeleri.

GOAL dergisinin bu ayki nostalji yükünü çekenler ise Jupp Derwall ve Henrik Larsson.

GOAL dergisi 64 sayfalık reklamsız içeriğiyle bu ay da futbolseverleri futbola doyuracak.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

EN TASH 11


Dünya Kupası sırasında NTV'nin Güney Amerika müdürü mektepli ablam Aslı Pelit ve bir grup arkadaşı adayları belirleyip 'EN TASH' 11' oylaması başlatmıştı. Oylamaya Türkiye dışında, ABD, Kanada, Italya, Arjantin, Uruguay, Fransa, Slovakya, ve Küba'dan katılım oldu.

İşte 11: Yoann Gourcuff - Georgios Samaras - Iker Casillas - Andy Barron - Fabio Cannavaro - Cristian Ronaldo - Carlos Bocanegra - Nikolas Anelka - Jan Durica - Thierry Henry - Tim Howard

Bir sekilde gözden kaçtığı için adaylar arasına giremeyen Diego Forlan ve Roque Santa Cruz da katılımcılar tarafından özel ödülü layık görüldü.

Madem böyle bir post yaptık ben de 11'imi açıklayayım: De Rossi-Santa Cruz-Casillas-Gourcuff-Cannavaro-Heinze-Barron-Beckham, (katılmasa da olur!), Lampard, M. Veloso, Kaka

FOTOYU YASI YASIMA UYGUN DIYE BARRON'DAN SECTIM HAHAHAHAHAHA

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Castrol'un en iyi ilk 11'i

CASTROL ENDEKS’TEN

2010 DÜNYA KUPASI’NIN RÜYA TAKIMI


Kaleci
Manuel Neuer, Almanya
Almanya’nın elde ettiği üçüncülükte paha biçilmez bir katkısı olan Neuer, turnuva boyunca 22 kurtarış yaparak maç başına neredeyse dört kurtarışa imza attı. Yalnızca Ganalı kaleci Richard Kingson daha fazla kurtarışa sahip (24). Altı maçta yalnızca üç gol yiyen Neuer, bir maçta birden fazla gol yemedi.

Defans 
İspanya’nın geri dörtlüsünün tümü turnuvanın Castrol Endeks takımına girmeyi başardı. Turnuvanın eleme turlarında tek bir gol bile yemeyen tek Dünya Kupası Şampiyonu İspanya bu başarısı ile ön plana çıktı.

Sergio Ramos, İspanya
İspanya’nın sağ beki mükemmel bir performans serisi ile Castrol Endeks'in zirvesinde yer aldı. İspanya defansında kaleyi uzaktan şutlarla en fazla deneyen oyuncu olan Ramos, toplamda dördü kaleyi bulan 11 şuta imza attı. Dünya futbolunun en girişken defans oyuncularından biri olan Ramos, 2010 Kupası’nda oynayan tüm oyuncuları geride bırakarak 31 kez top sürme girişiminde bulundu. Ayrıca yüzde 80’lik etkileyici bir isabetli pas oranına ulaştı.

Carles Puyol, İspanya
Puyol, Dünya Kupası’nda İspanya adına hayati önem taşıyan gollerden birini attığında, bu kafa golü, Almanya’yla oynanacak yarı final maçının da kapısını araladı. Bu, Puyol’un turnuvadaki hedefi bulan tek şutuydu. Katalan stoper, diğer oyunculardan daha fazla şutu (11) engelledi. Paslarında da yüzde 88 isabet oranına ulaşarak topu nadiren rakibe kaptırdı.

Gerard Pique, İspanya
Pique, İspanya yarı sahasının merkezinde bir kale kadar sağlamdı. Güney Afrika’daki turnuvada oynanan maçların tamamında 90 dakika forma giyen üç oyuncudan biri olan Pique (Casillas ve Capdevila ile birlikte), pas bölümündeki en üretken oyunculardan biriydi. Pique en uzun paslar (74) dahil olmak üzere toplam 506 pasa imza attı.

Joan Capdevila, İspanya
İspanya'nın sol-beki, yorulmak bilmeyen Capdevilla turnuva boyunca 26 orta yaptı. Bu sayıyı yalnızca Xavi geçebildi. Capdevilla, ataklardaki  başarısını rakiplere meydan okuma konusunda da gösterdi: Oynadığı 660 dakikada yalnızca altı faul yaptı, bu da her 110 dakika bir faul anlamına geliyor!

Orta Saha 
Thomas Müller, Almanya
Alman futbolunun yeni yıldızı, hedefi bulan beş şutunun tümünü gole çevirerek 2010 Kupası'nın en soğukkanlı oyuncusu oldu. Beş gol ve üç asistle, diğer tüm oyuncuları geride bırakarak gole katkısı en fazla olan oyuncuydu.

Sergio Busquets, İspanya
İspanyol orta saha oyuncusu, takımı için çok çaba harcadı: Busquets’in 2010 Kupası’ndaki diğer oyuncuların tamamından daha fazla isabetli kısa pası (119) bulunuyor. Genel pas dağılımına bakıldığında ise neredeyse mükemmel bir performans sergiliyor: Hiçbir İspanyol oyuncu isabetli paslarda Busquets kadar etkili olamadı.  (Yüzde 88 isabet oranı)

Mark van Bommel, Hollanda
Van Bommel'in isabetli pas sayısı diğer Hollandalı oyunculardan daha fazla (291). Serbest vuruş kazanmada da çok etkili olan oyuncuya, toplam 22 kez faul yapıldı. 33 yaşındaki oyuncu, paslarında yüzde76 isabet oranı elde ederek top hakimiyetinde de başarılı olduğunu gösterdi.

Wesley Sneijder, Hollanda
Sneijder Güney Afrika’da toplam beş gol atarak Johan Neeskens (1974) ve Rob Rensenbrink (1978) ile Dünya Kupalarında atılan en fazla gol sayısına ulaştı. Bir asist yapan futbolcu, Bert van Maarwijk’in takımında en fazla koşan oyuncu oldu (73,3 km).

Forvet
David Villa, İspanya
Villa, attığı beş gol ve yaptığı bir asistle 2010 Kupası’nda İspanya’nın attığı gollerin yüzde 75’ine katkıda bulundu.  Attığı sekiz golle İspanya takımında tüm zamanların en çok gol atan oyuncusu oldu. Villa aynı zamanda en fazla kaleyi bulan şutları da atan futbolcu. (17)

Luis Suarez, Uruguay
Attığı üç gol ve yaptığı iki asistiyle Uruguay’ın gollerinin yarısında katkısı olan Suarez, Ajax Amsterdam’da gösterdiği olağanüstü performansını Dünya Kupası'nda da sürdürdü