24 Mart 2010 Çarşamba

Ozhan abi...


 "Okul ikinci ailedir, sosyal kardeşlik orada başlar..." demiş Abdurrahman Şeref Efendi. Buna tüm kalbiyle inanan ve bunu bir yaşam tarzı haline getirmiş bir insandı Özhan Canaydın.
Radikal'in yeni yıl dileği için spor dünyasından ünlüleri arıyorum. Özhan abiyi de aradım. Kendimi tanıttım bana ilk lafı "Aferin" olmuştu!

Galatasaray dolu bir yeni yıl dileği aldıktan sonra tam kapatacakken durdu ve şöyle dedi: "Evladım senin için dilek vermeyi unuttum. Ailen, sen ve arkadaşların çok mutlu olur inşallah."

Mekanın cennet olsun Özhan abi...

23 Mart 2010 Salı

Tesekkurler Besiktas


Ozhan abiyi unutmadı Besiktaslı futbolcular idmanda. Galatasaray idmanı ise basına ve taraftara kapalıydı. Mazaret mi simdi bu?

19 Mart 2010 Cuma

Unutulmazlardan: Bayern Münih-Manchester United (1999)



Bayern Münih'i bizim kuşak pek sevmez. Almanları da pek sevmezler. Bense tam ters taraftayım. Çocukluğum Bayern'le Almanya'yı tutmakla -hem de 'fanatişe'- biçimde geçti. Nedenini uzun bir postta anlatacağım.
Bugün ŞL'de kuralar çekilince aklıma geldi 26 Mayıs 1999 akşamı. Bayern'im Barcelona'da Şampiyonlar Ligi finalinde Manchester United'la kapışıyor. Tuvi'nin Küçükyalı 63'teki hücre evindeyiz, üniversite günlerimizin geçtiği yerde.. Maçı ben Tuvi, ÖÖ, Mousse-T seyretmiştik. Mario Basler'in frikik golünde öyle bir zıpladım ki bir şey kırdığımı hatırlıyorum. Dakika 89 olunca ÖÖ eline gazeteleri alıp, abdesthaneye doğru yönelince uyarmıştım:
"Oğlum nereye hakem son düdüğü bir çalsın hele". 
ÖÖ cevap vermişti:
"Manchester bu saate kadar atamadıysa daha da atamaz".

ÖÖ döndüğünde neler olduğunu hepiniz biliyorsunuz!!!

Ben o geceden Basler'in Şimeykel'i avlamasını, Memo Scholl'ün ve C. Jancker'in direkten dönen toplarını hatırlıyorum. 88'den sonrasını silmişim :)

17 Mart 2010 Çarşamba

Keşke hiç dönmeseydin Nihat Kahveci?


Eşantiyon 'flash bellek'lerden sürüsüyle var. Her datayı bir potada toplama aksiyonuna girdim bugün. Ve böyle bir belge buldum. Haberin çıkış tarihi  5 Ocak 2008. Çok şeyler değişti o günden bu yana... Yine de 'Matador'umuz olarak kalsaydı keşke...

------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 TSYD’nin 45. Yıl Eğitim Semineri’nde konuşmacı olarak bulunan Marca Gazetesi Uluslararası Haber Editörü David Ruiz de la Torre’ye Nihat Kahveci’yi sordum. Milli futbolcuyu çok beğendiğini söyleyen Torre’yle ayaküstü sohbetimizden satırbaşları şöyle
- Şunu söylemeliyim ki Nihat İspanya’da çok sevilen bir futbolcu. Bunu hem hayranları hem de basın mensupları açısından söylüyorum. Villarreal’e ilk transfer olduğu zaman üstünde bir baskı oluşmamasının sebeplerinden biri meslektaşlarımın ona saygı duyması. Hatta sakatlığı sürecinde de büyük destek gördü.  Barçalı veya Real Madridli bir oyuncu aynı durumu yaşasa ‘Ne zaman iyileşecek, paralar boşa mı harcandı?’ tarzı haberler görebilirdik.
- Nihat’ın bir sonraki basamak olarak Barcelona veya Real Madrid’i gördüğünü sanmıyorum. Elbette o kulüplerde maddi olanaklar bir anda artacaktır. Ancak o yükselen bir kulübün bir parçası olmanın avantajlarını biliyor. Villarreal’in nerelerden dünya kulübü noktasına gelmesi ayrı bir hikaye ve Nihat şimdi tarihi yeniden yazılan bir kulübün efsanelerinden biri olabilir. Nihat, en doğru zamanda, en doğru yerde
- Bu sezon Villarreal’in kadrosuna baktığımızda bir isim ön plana çıkıyor: Robert Pires. O gerçek bir yıldız. Jon Dahl Tomasson,  Feyenoord yıllarında olduğu gibi oynuyor. Guiseppe Rossi geleceğin en önemli yıldız adaylarından biri. Nihat’ın ilk 11'de oynaması tamamen teknik direktör seçimi. İşte bu noktada şunu söylemem lazım Nihat bu üç ismin işini de yapabiliyor. O yüzden Villarreal için Nihat büyük şans. Son Atletico Madrid maçında 4-3’lük galibiyette neler yaptığını biliyoruz. Maça girdi ve bir sağda bir solda bir ortada derken üç puanı kazandıran isim oldu.
- Real Socieadad gibi bir orta sıra takımından gelip yıldız statüsüne yükselen oyuncu elbette vardır ama sayısı fazla değildir. Bu yüzden golcü oyuncunun büyük bir iş başardığını söylemem lazım. Kovaceviç-Nihat ikilisi ve kaçan şampiyonluk uzun süre unutulmayacak... 

Muammer beyin şifrelerini çözerken

İstanbul Valisi Muammer Güler, konuştuğu zaman hemen ekrana kilitleniyorum. O kadar ‘möhim’ açıklamalara yapıyor ki, kendisi feyz almamak mümkün değil. Son İstanbul Büyükşehir Belediyespor-Diyarbakırspor maçının ardından bir kez daha tarihe geçti vali hazretleri. Hadi size bir kıyak yapayım ve Güler’in şifrelerini çözeyim.
- Maça konuk takımdan 2 bin 925, ev sahibi takımdan da 150 kişi gelmiş Yani bu kadar az sayıda seyirciye rağmen ‘emniyet tedbirleri eksik’ şeklindeki maç tatilini doğrusu yerinde bulamıyoruz.
Türkçesi: Ben ve ‘Cerrah’ bir arkadaşım geçenlerde 10 binlerce işçiye girdik bu taraftarlar bizim için çıtır, çerez...
- Keşke talimatlara itibar edileceğine, teminatlara itibar edilseydi.
Bundan iyisi Şam’da kayısı. Tam Türk toplumunun ihtiyacı olan bir açılım. Bundan sonra teminat mektubu getirene her şey serbest. Örneğin: Vallahi alkol almadım memur bey en fazla bir bira / Satıcı değil içiciyim / Bu maçı biz alalım, rövanşı size veririz vs...
- ...hem de ben can güvenliği açısından garanti vermiş olmama rağmen, karşılaşma devam ettirilmedi.
Ali Sami Yen’de aşağı atılan K.Ö’yle bir gece önce yemekteymiş Muammer Güler. KÖ sormuş: “Kapalıda Beşiktaş diye bağıracağım Muammer abi hayati tehlikem olur mu?”. Güler de demiş ki: “Elbette bağır ben garanti ediyorum bir şey olmaz.”
- İstanbul’da daha önce güvenlik nedeniyle ertelenmiş bir Süper Lig maçı olmadı.
Burada aba altından sopa gösterme var. Tehlike seviyesi yüksek maçlar öncesi İstanbul’daki tüm toplar balon dahil- toplatılabilir. Hatta kâğıttan top yapılabilir endişesiyle defterler bile...
- “Soyunma odasına girdim. Bir daha çıkmam” şeklindeki anlayışı doğru bulmuyoruz.
Bunu Murat Yetkin yazacaktı ama daha önce davranıyorum. Ankara kulislerinde “Güler ve Başbakan Tayyip Erdoğan arasında soğukluk var” dedikoduları dolaşıyor. O yüzden Davos’ta ortaya çıkan “Daha da gelmem” anlayışına eleştirisel bir bakış gibi geldi bana bu demeç.
- Daha önce bu konuda herhalde birtakım prensip kararlarının alındığı ifade ediliyor.
En kolay çözümleme bu: Prens‘iplemem’ bu kadar basit.

Son not: İstanbul’un valisi olmak gibi saygın bir göreve gelsem ve biri beni böyle ‘ti’ye alsa vallahi 1 Mayıs’ta kendimi asardım. Kapatırdım Taksim’i de kimsecikler görmezdi! Şaka bir yana sayın Muammer Güler sizin dilinizden konuşayım. Yeterince ‘ortamı geren’ (proğakatör) spor yöneticimiz var. Bir de siz bu topa girmeyiniz, zemin kaygan düşer bir yerinizi incitirsiniz!

13 Mart 2010 Cumartesi

COOOOOOOOOOOME OOON YOUUUUUUUUUUUU IRROONS

Bu postla ilgili her sey soyle basladi. Iki saat once BBC'de "Kalbim 2-1 West Ham, beynim 3-0 Chelsea diyor" yorumunu gordum. Imzada Diamanti yaziyordu. Italyan futbolcu degil meger o 'nickname'li bir arkadas bunu yazmis. Haber degeri yok yani! Neyse aklima ustat Di Canio'nun Chelsea'ye attigi bir gol geldi. Sonra klasik internette dolasma... Football Factory, Green Street, Tamer Hassan, Cass Pennant, Sicilya Yuruyusu, 2006 FA Cup finali. Neyse sorf tahtami kenara birakiyorum.  Saat 17.00'de Hammers'in boyle gollerini izlerim, i hope so!!!

2 Mart 2010 Salı

Böyle başkanlar da var...

PSG Başkanı Robin Leproux'nun olaylı PSG-Marsilya maçıyla ilgili yaptığı açıklamalarda bizim 'prezident'lere örnek olması gerektiği gibi konuştu. "Provokatorler" yok, "Kulübün üzerine oynanan oyunlar" yok, "Bunu yapanın PSG'li olduğuna inanmıyoruz" yok! Umudum-uz- da yok ama Leproux'nun sözlerini şuraya not düşelim:  "Kanlar içinde Parc des Princes'in önünde yatan taraftarın görüntüsü iki gündür gözümün önünden gitmiyor. Yeni bir duyuruya kadar, taraftarlarımıza deplasman maçları için bilet satmayacağız. Bu kararı alırken başım ağrıdı ama sorumluluk almak gerekiyordu. Geniş kapsamlı ve üzücü bir karar, ancak herkesin emniyetini sağlamak zorundayım. Seyircisiz maç oynama cezası alırsak da buna itiraz etmeyeceğiz."

1 Mart 2010 Pazartesi

Tello, Zamorano'cu mu Salas'çı mı? Siz???

Antalya kampları sırasında bu söyleşiyi gazeteye koyma sansımız olmamıştı. Hatta ses kaydını gecen telefonu karıştırırken buldum. Üstüne de Şili'de deprem oldu. Ayrıca su blogdan Beşiktaşlı dostlar da bir şeyler bekler herhalde. Karşınızda Rodrigo Tello...

Dünya Kupası'nda favorin kim?

Şili sadece Şili (ben gülmüşüm!). Brezilya ve Almanya her zaman favoriler, büyük isimler. Elemelerde zorlanıyorlar ama sonrasını getiriyorlar. Bizim takımımız her geçen gün daha iyiye gidiyor. Dünya üstünde her takımı yenebiliriz.

Çeyrek finalde Lugano'lu Uruguay'la oynarsınız belki...
Olabilir. Belki onlar bizi yener. Benim ilk amacım Dünya Kupası'na gitmek. Her oyuncu gibi rüyalarımdan birini gerçekleştirmek istiyorum. Zaten bu son fırsatım.

En son 1998'de kupadaydınız. Takım arkadaşların da çok mutlu olmalı...

Mutluyuz ve heyecanlıyız. Halkımız da bizden çok şeyler bekliyor. Elimizden geleni yapacağız.

Biz de şöyle bir şey vardır. Milli maçlarda "sizin adamınız, bizim adamımız" sohbetleri olur. Şili'de nedir durum?
Bahsettiğin konuyu gayet iyi anladım ama biz de biraz daha 'milli birleşme' söz konusu. Milli maçlarda Colo Colo-Universidad rekabeti kenara bırakılıyor. Takımlar arasındaki nefrete bakarsan bizde durum daha vahim olabilir!

Gelelim son soruya takımına Zamorano ve Salas'tan birini seçmeni istesem hangisini seçerdin?
İkisi de büyük golcüler. Ama birini seçmem gerekirse Zamarano'yu alırdım. Real Madrid'de gol kralı oldu. Milli Takım'da birlikte oynadım. Kapasitesini biliyorum.


Blogger notu: Ben olsam Salas'ı alırdım. Siz???