28 Nisan 2010 Çarşamba

Ernst ve Fink PETA için


Beşiktaşlı Michael Fink ve Fabian Ernst, hayvan hakları kuruluşu PETA Almanya’nın yeni afişi için poz verdi ve Türkiye’deki evsiz hayvanlar için tavır aldılar. Iki yıldız futbolcu, “Kısırlaştırma Hayat Kurtarır” sloganı ile ve iki kurtarılmış “sokak köpeği” ile poz verdiler. 


İşte Ernst ve Fink’in bu konudaki mesajları:  “Bu kadar çok sayıda köpek sokaklarda ve barınaklarda yaşamak zorunda kalırken, hala hayvanlar üretilip satılmaktadır. Taraftarlarımıza, hayvan almak istediklerinde barınaklardan ya da sokaktan hayvan sahiplenmelerini ve  sayılarındaki kontrolsüz artış nedeniyle hayvanların maruz kaldığı istırabı önlemek için onları mutlaka kısırlaştırmalarını öneriyoruz. ”

PETA,  Türkiye’deki yetkililileri hayvan nüfusunu insani yöntemlerle azaltmak için kısırlaştırma yapılmasının gereği konusunda  ikna etmeye çalışmaktadır. “Kısırlaştır ve Serbest Bırak” en etkili yöntemdir.  Buna göre, evsiz hayvanlar insani metodlarla yakalanıp kısırlaştırıldıktan ve bakımları tamamlandıktan sonra alıştıkları ve bakıldıkları alana geri bırakılırlar.


EVE MİSAFİR ALACAKSANIZ BARAKADAN ALIN!!!


PETA’ya göre, hayvan üretiminin derhal yasaklanması gerekli.  PETA, evine bir kedi ya da  köpek almak isteyen bütün merhametli insanlara, alacakları hayvanı bir üreticiden, pet shop’dan ya da hayvan pazarlarından almak yerine bir barınakdan ya da sokaktan  sahiplenmeyi önermektedir. Hayvanların çektiği acılara bir son vermek için lütfen hayvanınızı kısırlaştırmayı ihmal etmeyin. 

26 Nisan 2010 Pazartesi

Fanatik İ-Pod


iPod nano ve iPod touch, artık Fenerbahçe taraftarlarına özel olarak üretiliyormuş. Fenerbahçeli iPod touch ve nano’lar, Şükrü Saraçoğlu Stadı'ndaki Fenerium mağazalarında ve www.fenerium.com.tr  adresinde taraftarların beğenisine sunulmuş. Fenerbahçe'ye özel iPod’ların arkasında Fenerbahçe Spor Kulübü logosu yer alıyor.  www.fenerium.com.tr  adresinden sipariş verildiği takdirde ürünün arkasına taraftarın isim-soyad bilgilerinin de yazılabiliyormuş.


22 Nisan 2010 Perşembe

Kayserispor'un yeni tesisleri



Kayseri de mevcut spor tesislerinin yanına 13.600 m² inşaat alanına sahip yeni bir tesis yapılacakmış. 2011 yılında tamamlanacak olan tesisin tamamı akıllı bina sistemiyle yönetilecekmiş. Dış cephe ve iç mekanlarda kullanılan malzemeler dünya standartlarında ülkemizde örnek bir tesis olacakmış. Bu proje fotoğraflarına bayılırım. İnşallah koşan ve bisiklete binen birilerini görürüz o tesisin önünde!

Tesis Türkiye’deki futbol kulüp tesisleri arasında kapsamı en büyük ve modern yapıya sahip olanı. Yapı birbiriyle bağlantılı üç bloktan oluşmakta.

İDARİ BLOK ( 4800 m²)
- Yönetim ofisleri ve teknik ofisler
- Kayserispor müzesi
- 250 kişilik konferans salonu
- Lobi ve fuaye (500 m²

SOSYAL TESİS ( 6300 m²)

Dünya standartları araştırılarak tasarlanan sosyal tesislerde Kayseri spor kulübünün kendi kullanımı alt yapısı konuk takımların konaklaması,ayrıca yurt dışı ve Türk milli takımının da kullanımı düşünülerek tasarlanmıştır.

- 26 normal oda (40 m², banyolu odalar)
- 6 adet misafir suit ( 80 m², banyolu, oturma odalı)
- Restoran (225 kişilik kapalı, 175 kişilik açık hava
restoranı, teraslı ve saha manzaralı)
- Basın toplantı odası (160 m²)                    
- Giriş fuaye
- Oyun odası, tv-dinlenme odası (330 m²)
- Lobi (400 m²)

SPA VE HAVUZ BÖLÜMÜ (2500 m²)

- kapalı havuz (200 m²)                             
- açık havuz (160 m²)
- fitness salonu
- sauna
- ılık oda                                                                                         
- jakuzi
- ısıtma odaları
- hamam
- buhar banyosu
- masaj odaları
- fizik tedavi merkezi

21 Nisan 2010 Çarşamba

Asiydi Kral oldu: Eric Cantona



Amazon'dan rahatlıkla bulabileceğiniz bir kitap: Cantona The Rebel Who Would Be King. Acayip Cantona hikayeleri var. Internetten babam çıksa yerim ama kitap almayı sevmiyorum. Kitaba dokunmak lazım almadan önce! Neyse ki İbrahim Altınsay, Fransa'dan So Foot getirdi. Bana yazmak, size okumak düşüyor!

Canto 17 yaşında


1983-84 sezonu Auxerre'in rezerv takımı Cournon-Le-Cendre diye amatörlerden oluşan bir takımla oynuyor. Efsane teknik adam Guy Roux da maçı izliyor. Stoperlerden biri Cantona'ya bir pozisyonda çok sert giriyor. Biraz sonra bir 'kasap' müdahelesi daha.... Hakemde de çıt yok. Bu sefer Cantona rakibine yanıt veriyor ve o oyuncu maça devam edemiyor! Diğer futbolcular Cantona'ya acayip gıcık oluyor. Maçtan sonra soyunma odasını basıyorlar ve kapıya Roux çıkıyor.

-  Ne bekliyorsunuz?
- Cantona'yı...
- Bakın beni iyi dinleyin ona zarar verirseniz sizi polise şikayet ederim ve geceyi karakolda geçirirsiniz. Ha o size zarar verirse ağlamayın sakın.
- Biz 10 kişiyiz.
- Peki görürsünüz...

O sırada Cantona kapıdan çıkar polemiğe girmeden çantasıyla birine geçirir. Diğer ikisine yumruk atar. Kavga başlamıştır. O sırada Roux güçlü bir ses tonuyla "Durun" diye bağırır ve ekler: "Şimdi yaralananlar varsa onları tedavi edeceğiz." Herkes soyunma odasına girer. Roux elini inciten Cantona dahil gerekli müdahaleleri yapar. 'Kral' sanki iki dakika önce kimseyle kavga etmemiş gibi adamlarla yan yana oturmaktadır!

Canto Polonya'da
Auxerre 1985 yılında Polonya'da bir turnuvaya katılıyor. Mielec kentindeki maçta Cantona müthiş bir gol atıyor ama taraftarlar acayip kıl oluyor. Tam takım soyunma odasına gidecekken  tribünden biri yumurtta atıyor. Cantona'nın delireceğini anlayan Roux oyuncusunu tutuyor ama nafile! Roux, Cantona'nın sırtında kendini bir anda tribünde buluyor. Cantona tribündekilere -madenciler bu arada!- tek tek kim attı diye soruyor. Roux: "Allahtan bulamadı yoksa oradan çıkamazdık."

Canto PSG görüşmesi
22 yaşındaki Eric bir gün o zamanki PSG başkanı Francis Borelli'nin ofisine gider. Transfer görüşmesi başlayacakken Cantona, Borelli'ye "Bu tablo acayip güzel" der. Borelli'de nezaketen "İstersen senin olsun" der. Görüşmenin ardından Cantona kolunun altında tabloyla kapıdan çıkar! O yaz da imzayı Marsilya'ya atar!

Canto'dan Jacquet'ye
Euro 96'ın birkaç ay öncesi Cantona'nın kung-fu cezası yeni bitmiş. Fransızlar dönemin hocası Aime Jacquet'ye büyük baskı yapıyorlar yıldızı takıma alsın diye. Jacquet de kazanan takımı bozmak istemiyor. İkili bir görüşme yapıyor Manchester'da.

AJ: Takımda forvet arkası boş orada oynamak ister misin?
EC: Hayır.
AJ: Bu cevabının bazı sonuçları olacak.
EC: ... (sessizlik)
AJ: Zidane veya Djorkaeff sakatlanırsa sana güvenebilir miyim?
EC: Tamam ama bu konuyu tartışmadan önce beni bir arayın!

19 Nisan 2010 Pazartesi

Rugby yazar ragbi okunur!



Şöyle bir mail geldi. Gazetede ölür gider şöyle geniş geniş kullanalım.

“Türkiye’nin ilk ve tek Ragbi-Spor Dergisi olan “Rugby Türkiye” Genel Yayın Yönetmeni Oytun Çölok yönetiminde ikinci sayısı ile www.rugbyturkiye.net adresinde yayında... Şu anda sadece internet üzerinden aylık sanal dergi olarak yayınlanan “Rugby Türkiye”, önümüzdeki aylarda basılı olarak da Türk halkıyla buluşacaktır.

Ragbi camiasından deneyimli oyuncu, yönetici ve akademisyenlerden oluşan yazar kadrosuyla “Rugby Türkiye” de Ragbi ile ilgili her türlü bilgiye ulaşabileceğiniz gibi diğer spor dallarından haberleri, ünlü kişiler ile sohbetleri, kısaca hayatın da kendisini de sayfalar arasında bulabileceksiniz.

Bu sporun oyuncu profilini Türkiye’nin bilinen firmalarında üst düzey yönetici olarak çalışan expatlar, Türk yöneticiler, işadamları ve üniversite öğrencilerinin oluşturduğunu göz önünde bulundurursak, “Rugby Türkiye” geniş bir kitleye hitap edecektir. Bir beyefendi sporu olan Ragbi, “Rugby Türkiye” ile her ay sizlerle birlikte...

1823 yılında İngiltere’nin Rugby kentinde doğmuş olan Ragbi o kadar çok beğenilmiş ki başta İngiliz kolonileri olmak üzere tüm dünyaya hızlı bir şekilde yayılmış ve gelişmiş. Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında da oynanmış olan bu spor, profesyonel olarak Türkiye’de 1945 yılında Fenerbahçe Spor Kulübü’nün girişimleri ile oynanmış; Fenerbahçe’yi Galatasaray ve Haydarpaşa Lisesi Ragbi Takımları takip etmiş. 1945–1947 yılları arasında Ragbi, Türkiye’de oynandıktan sonra imkânsızlıklar nedeniyle askıya alınmış. 1999 yılında ise kurulan Ottoman RK ile Türkiye tekrar Ragbi ile tanışmış. Şu an da ise Türkiye Beyzbol, Softbol, Korumalı Futbol ve Rugby Federasyonu’na (TBSF) bağlı bir Ragbi Ligi bulunmakta... Bu ligde 6 takım mevcut (Bakırköy RK, Ottomans RK, İstanbul Lions RK, Samsun RK, Pumas RK, ODTÜ RK). Önümüzdeki sezon ise bu rakamın iki katına çıkması beklenmekte… Ayrıca Türkiye’de bir adet de Lise Ligi bulunmakta...”

Az önceki entryde gecen Giannini ne hale gelmis!!! Bir zamanlar 'Prens'ti peh...

Büyük Başkan Rosella Sensi



Zoban twitter'a yazmış: Büyük başkan Rosella Sensi...

Geçen ay bir dergide bu hanımefendiyle ilgili bir 'makalele' okumuştum. Sezon başında Sensi, Luciano Spalletti'nin yerine Claudio Ranieri'yi getirince çok ağır protestolara hedef oldu. Taraftarlar resimdeki pankartta olduğu gibi 'Çektir git' (Sensi vattene) dediler. Çok konuştuğu için Sensi'nin bir de lakabı vardı: Rosella blablabla (bıdı bıdıcı diye kabaca bir çeviri olabilir). Gerçi Roma'nın Curva Sud'undan bir arkadaş tarihi bir laf etmiş: "Bizim için Rosella'nın diğer başkanlardan farkı yok. Çok konuşup Roma'ya birşey katmıyordu. Erkek de olsa aynı tepkiyi verirdik."

Pederi Franco'yu 2008'de kaybettikten sonra kulübün başına geçen Rosella Sensi (39 yaşında) için bir Roma efsanesi olan Giuseppe Giannini bakın ne diyor:  "Rosella çok genç ama öğrenmeyi başardı. Roma'nın başkanı olmak için karakter lazım ve Rosella da o var."

Şimdi Roma bitime dört hafta kala lider. İtici Mourinho'ya karşı bir zaman aşağıladığı Ranieri'nin mücadelesi nasıl olacak merak ediyorum. Tarafım ve tarafındayım: Forza Roma!!!

16 Nisan 2010 Cuma

Tour de Turquie

AYDIN - “Tour de France’ı kimseler bilmezken ben bilirdim.” Bu ‘Hıncalesk’ girişi yapmamın sebebi hazırlıktaki hocam Daniel Guerin’dir. Spora olan aşkımı daha 11 yaşında keşfeden ‘mösyö’, haftada bir bana boyumun yarısı kadar olan L’Equipe’i verirdi. O zamanlar bisiklet haberlerinin tam sayfa olmasına çok şaşırırdım. Yıllar sonra Eurosport Türkiye, bu sporu popüler hale getirirken Bisiklet Federasyon’u da önemli bir atılım yaparak Cumhurbaşkanlığı Tur’unu ilgiye değer hale getirmek için projeye girişti. O yüzden bir Türk sporseveri olarak ‘Tur’da olmak gurur verici.

15 Nisan 2010 Perşembe

Elano, Milla, Giovani ...



Coca-Coca tarafından gerçekleştirilen "FIFA Dünya Kupası Turu" için Esma Sultan Yalısı’nda düzenlenen gecedeydim. 'Name Dropping'in kralı bir yazı olacak şimdiden hazır olun.
    İçeri girişte Hakan Artış'la lafladık. O sırada Fırat İşbecer aradı Lig Radyo'ya aldılar. Beşinci ayağı canlı dinleyip biraz ahkam kestim biraz espri yaptım. İçeri girerken TFF Başkanı Mahmut Özgener'le karşılaştık. Sıcak bir kucaklaşma ardından "Nasılsın görüşmeyeli" dedi. "Ben iyiyim de siz nasılsınız?" diye biraz  imalı bir soru sordum. "Çok iyiyim çok" diye güvenli bir yanıt verdi Mahmut Başkan.
   Bu tarz spot ışıklı gecelerde sıcaklık büyük sorun iki dakikada bir dışarı çıktım. Tesadüf bu ya Roger Milla geldi. Efsane Kamerunlu çok yorgun, Galatasaraylı futbolcularla çektirdiği fotodan anlayabilirsiniz. Neyse o akıcı Fransızcamla "Benim kahramanlarından birisiniz. Büyük bir onur sizinle tanışmak" sözleriyle elini sıktım. Şöyle bir gülümsedi Roger.
   Konuşmalardan sonra içeri musiki ekibi girdi. Afrika ritimleriyle içerinin rengini değiştirdi. O sırada yine Roger'yle (Roje okunur) yan yana geldik. Müzik var ya, duyamaz beni diye taslak bir mesaja "Le score derby Fener-Besiktas?" yazdım (ibne yazmadim, yemin ederim!!!). Kulağıma eğilip "Maç nerede? dedi. Cevap veremeden "Puanlar kaçar" diye ekledi. Durumu izah ettim ve skoru verdi. Gazeteden konuşma yasağı olduğu için skoru pazar göreceksiniz!!! 
    Görevi başarıyla tamamladığım için yeniden havaya almaya çıktım. Galatasaray Pazarlama AŞ'nin başarılı genel müdürü Cemal Özgörkey ağabeyle sohbet ettim. Bu tribün protestosu birilerinin başına yakacak. Önden uyarayım...

Olası bir Meksika-Brezilya maçı nasıl biter?

    Galatasaray sohbeti ardından tekrar yukarıya çıktım. Bir anda Giovani ve Elano belirdi. Davet etmişler onları, kankalar da gelmiş. Basın bir anda Roger'yi Dünya Kupası'nı unutup bunların üstüne çullandı. İkili basına çalım atarken Roger'ye denk geldi. Foto muhabirleri de üçlüyü bir araya getirip flaşları patlattı. Gio ve Elano dışarı çıkarken Roger Milla "Kimdi bunlar?" diye bana sordu!
    Galatasaraylı futbolcularla konuşmak lazımdı. Ara başlıktaki soruya centilmenlikten galiba yanıt vermediler. Elano "Ben İngilizce bilmiyorum. Onun İngilizcesi daha iyi derken" Gio "Elano pek düşünmeyi sevmez" diye makara yaptı. Gio daha sonra eliyle "biz" şeklinde işaret yaparak centilmenlik anlaşmasını bozdu! Yalının çıkış kapısına da birlikte yürüdük bu sevimli insanlarla. Farklı araçlarla mekandan uzaklaşmamız ise dikkatlerden kaçmadı!!!

12 Nisan 2010 Pazartesi

Zidane bile çocuğuna onun adını koydu: Enzo Francescoli

Enzo Francescoli için tek kelime yeterli: Zarif. 'Le Prince', So Foot'a içini dökmüş ve çok ünlü olamadığından yakınmış. Çok güzel bir röp eksik kalmayınız.


80'lerin en ünlülerindensin ama tarih yazamadın neden?

Maradona hiç dünyaya gelmeseydi insanlar benden konuşacaktı! Fakat Maradona, Maradona'ydı. Onun gölgesinde kalmaktan gurur duyarım. Onun gibi biri daha gelemeyecek. Ayrıca benim zamanımda Van Basten, Platini, Gullit, Rijkaard (babam bile oynar Milan'da dememiş hayret!!!) gibi isimler vardı. Tarih yazmak için onların seviyesine çıkamamışım demek ki. Ayrıca Avrupanın önemli ekiplerinden birine transfer olmamamın da etkisi büyük. 


Zidane çocuğunun adını Enzo koyacak kadar sana hayrandı. Senin idolün kimdi?

40'larda oynamış Pedernera diye bir Riverlı. Onunla konuşmaya bayılırdım. Bir lafını hiç unutmam: "Dinle beni Enzo. Rahat uyuman için sana bir sır vereceğim. İyi oynamak istediğimiz zaman iyi oynayamayız. İyi oynadığın zaman bil ki ya sen iyi günündesin ya da rakip çok kötü." İlginçtir bu söz bana hala birşey ifade etmiyor ama büyüleyici bir tarafı var!


Güney Amerika futbolunu nasıl görüyorsun?

Avrupa'da 15 yaşında çocuklar 'atlet' oluyor. Bizde ise altyapıda iyi oynadı mı gol attı mı hemen havaya sokuluyor. Başarısız olunca yok kilosu fazla yok boyu kısa... Kimse o çocukların eğitimiyle psikolojik sorunlarıyla, formasyonlarıyla ilgilenmiyor. Bu beni delirtiyor (Enzo bu yüzden River Plate'e üye olmuş). Bazen kendimi üçüncü dünya ülkesinde gibi görüyorum. Herşey doğaçlama. Halbuki benim futbolda tanıdığım doğaçlama Ortega'nın veya Messi'nin çalımlarıdır.

Vikash 'rest'çi çıktı!!!

Vikash Dhorasoo futbolculuğunu sevdiğim bir isimdir. Lyon'dayken göbekten kanattan fena deliciydi. Şimdilerde pokere sarmış durumda. Aslen Mauritius Hintlisi olan Fransız, pokere dair neler düşünüyor bakalım: "Bazıları bir buçuk saatte 25 el oynar ben beşte bırakırım. Herkesin bir stili var. Gerçek mesleğim bu olsa biraz daha çekinceli davranabilirdim. Sonuçlarla ilgili üstümde bir baskı yok. Dünya çapında bir pokercinin yanında oturunca bunu bir meydan okuma hatta eğlence olarak görüyorum. Ayrıca biri beni poker masasında etkilemeden önce Zidane'la Şevçenko'yla oynamış biriyim!"

7 Nisan 2010 Çarşamba

Futbolculardan orkestra kurulsa kim ne çalar?

Daniel Harding çok genç yaşta şöhreti yakalamış bir 'şef'. Aynı zamanda İtalyanların ünlü opera evi La Scala'da Manchester United forması giyecek kadar fanatik bir ManU'lu. Harding'e orkestrasını hangi futbolculardan kuracağını sormuşlar haydi öğrenin:

Clarence Seedorf: Şefim o olur. Sahada sürekli birilerini organize ediyor zaten.

Arsenal futbol takımı: Kemanları onlara veririm. Hassas ve kolektif insanlar. Aynı zamanda işler yolunda gitmezse başkalarının hatası oluyor!

Cristiano Ronaldo: 1. Obua (hautbois) pozisyonu için çok süper ama kendisine çalan biri lazım. Ronaldo uygun!

Roy Keane: Kontrbasa kaptan geçer. Eğer kontrbasçınız iyiyse herkes  iyi olur, kötüyse...Ferguson'ın lafını hatırlayalım "Yüzme, at yarışı, dart ne yarışması olursa olsun yanıma Roy Keane'i alırım. Çünkü bu adam hiç kaybetmiyor!"

Wayne Rooney: Ona mutlaka bir yer açmak lazım. Trompet veya trombon olabilir. O buldog suratıyla zor gerçi!

Graeme Le Saux: Arp! Onu eşcinsel sanmışlardı sebebi de gazete okumasıydı...

6 Nisan 2010 Salı

Rothen, Mevlüt ve Ankaragücü

Jerome Rothen, Fransa futbolunun yetiştirdiği en iyi kanat oyuncularından biri. Ülkemize gelen en kaliteli isimler arasında ilk 20'ye banko girer. Bir yerde gördüm konu bizi ilgilendiriyor hemen sözü ona bırakayım.

"Mevlüt Erdinç çok söz dinleyen bir çocuk. İşler kötü gidiyorken çok gol atması  ağrı kesici görevi görüyor. Kulübün en golcü ismi olmak istiyor. Eğer bir hedefe kendini odaklarsa onu başaracak biri. Ondaki yeteneği görüyorum. Çok da iyi biri. Paris'te birlikte yemek yemiştik sezon öncesi kampında da sahada iyi anlaşmıştık. Umarım PSG onu kadrosunda tutar"

"Ankaragücü taraftarı beni cok sevdi. Ümit Özat'ın dediğine göre yabancılara ısınmaları zaman alırmış. Bu durumdan memnunum hatta kendime ait bir tezahüratım var! Sırtıma vurup beni cesaretlendirmeye çalışıyorlar. Burada olmaktan dolayı mutluyum."

Şikeye açık takım

Turgut Yüksel, yine yaratıcılığını konuşturmuş. Eline, aklına sağlık... 

1 Nisan 2010 Perşembe

Alp Can, Stankoviç ve Aykut Kocaman...

Yiğiter Uluğ geçenlerde vefat eden spor gazetecisi Alp Can'ı yazdı Radikal'de. İçinden bir hikaye kirptim hakikaten muthis... Yazının tamamını su linkten bulabilirsiniz:
http://tinyurl.com/yly5q6b Mekani cennet olsun.


Bir sezona 39 gol sığdıran İstanbul amatör küme gol kralı olarak adını duyurmuştu Alp Can... O dönem Fenerbahçe’nin başında olan teknik direktör Stankoviç tarafından bir antrenmanda denendi ve o gün çift kalede yedekler, asları Alp’in frikik golüyle yenince “Hemen yarın gelsin, kadroya katılsın” dedi Stankoviç. Onun cevabı ise bugünkü hiçbir gencin anlayamayacağı kadar kısa oldu: “Ne yani? Ben her gün köprüyü geçip, buraya antrenmana mı geleceğim?” İnanmayanlar, bu öykünün detaylarını Kemal Belgin’e sorabilir. Onun ayaklarına ne kadar hakim olduğunu da, çalım atmayı, toprak sahalarda onu izleyerek öğrendiğini söyleyen Aykut Kocaman anlatsın isterseniz...