16 Nisan 2010 Cuma

Tour de Turquie

AYDIN - “Tour de France’ı kimseler bilmezken ben bilirdim.” Bu ‘Hıncalesk’ girişi yapmamın sebebi hazırlıktaki hocam Daniel Guerin’dir. Spora olan aşkımı daha 11 yaşında keşfeden ‘mösyö’, haftada bir bana boyumun yarısı kadar olan L’Equipe’i verirdi. O zamanlar bisiklet haberlerinin tam sayfa olmasına çok şaşırırdım. Yıllar sonra Eurosport Türkiye, bu sporu popüler hale getirirken Bisiklet Federasyon’u da önemli bir atılım yaparak Cumhurbaşkanlığı Tur’unu ilgiye değer hale getirmek için projeye girişti. O yüzden bir Türk sporseveri olarak ‘Tur’da olmak gurur verici.

Bizim gazetenin ‘oradaydım’ belgeselleri meşhurdur. Düne dönelim. İmza seremonisi öncesi iki yabancı basın mensubuyla fikir alış-verişinde bulundum. 10 yıl kadar L’Equipe için çalışan Fransız olanıyla başlayalım: “Tur her geçen sene daha güzelleşiyor. Mükemmel bir havada ve müthiş güzellikler arasında yapılan bir yarış. Yabancı ve hatta yerel basının ilgisinin artması ayrıca önemli. Tek bir eleştirim olabilir. İstanbul’daki prolog etabının parkurunu beğenmedim. Özellikle finişin yeri değiştirilerek İstanbul teması daha iyi verilmeliydi.” Sıra İtalya’dan gelen Azzuri arkadaşta: “Yemeği, havayı ve insanları çok sevdim.”

‘Prada outlet’ bizde bile yok’
Gelelim sporcu geyiklerine. Benim yaka kartım geç geldiği için aralara sızmaca sisteminden komik işler çıktı. İtalyan Liquigas-Doimo ekibinin makara konusu start mekanının oralarda yer alan bir dükkandı: Prada Outlet! Muhabbete daldım “Bizde bile bunun outleti yok” dediler. HTC Columbia takımı ise “Bu havada ne yarışı denize girsek ya” kafalarındaydı. Hak vermemek elde değil.
Yarışın başlamasından önce biz de Bodrum’a doğru yollandık. Yaşlı, genç, turist, site sakini herkes sokaklardaydı. Yollardaki çocukları görmeliydiniz. Büyük ihtimalle dersi boş geçmenin keyfini yaşıyorlardı. Bir diğer büyük ihtimalle de trafiğe kapatılan yolda “Kim geçse alkışlayın” talimatı almışlardı. Kuşadası-Söke yolunda beş dakika kadar başbakan gibi hissettim kendimi. Miniklere el sallarken politikaya atılmanın keyfini de çıkarmış oldum. Umarım içlerinden biri o renkli mayolardaki sporculara özenir de bu ‘tur’un gerçek meyvaları bir gün toplanır.
Turgutreis’teki finiş alanında da büyük bir kalabalık vardı. Dev ekrandan ‘ha geldiler ha gelecekler’ anları yaşlı bir amcayı sinirlendirmişe benziyordu: “Hadi kardeşim eve gideceğiz.” Yaşlı teyze ise daha olumluydu: “Yoruldu çocuklar acele etme.” 5-4-3-2-1 kilometre derken bir anda önümüzden rüzgar gibi geçti onlarca sporcu. Önümdeki Alman çift vatandaşlarının zaferini kutladı.

1 yorum:

El Guaje dedi ki...

her sene biraz daha iyi olacak bu tur, umutluyum. istanbul'da criterium koşulmalı eskisi gibi. prologue kısaydı ve zamana karşı değildi tam olarak. sprinter kazandı zaten prologue'u. sultanahmet'te greipel'in doping kontrolünden çıkmasını bekledim ve kendisiyle aynı karede yer alabildim; ama 3-5 cümle edemedim, otele gidiyordu. ben de kazandım diyebilirim yine de.