7 Mayıs 2010 Cuma

Peygamberler Şehri: Şanlıurfa


Şanlıurfa’ya kadar gidip ‘Şu gol kaçtı, bu iyi oynadı’ yazısıyla yetinmek olmaz. Urfa’dan aklımda kalanlar şunlar...
- Otele yerleşir yerleşmez Trabzonspor’un tercümanı Halil Yazıcıoğlu’yla buluşmak için Balıklıgöl’e gittim. ‘Bizim çocuk’un işi vardı herhalde telefonu kapalıydı. İyi oldu ama gittiğim. Yerel folklor ekibinin gösterisi için herkes girişte toplanmıştı. Balıkların bulunduğu ‘havuz’a geldiğimde bir Trabzonlu oğlunu kolundan çekiştirerek şöyle diyordu: “Hadi çabuk horon başlayacak.”
- Balıklıgöl’de ilk olarak Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’i gördüm. Başkan bir adım, bir fotoğraf modeli yürüyordu. Dört-beş ‘61’ formalı başkanla birlikte aynı kareye girdi, akabinde teşekkürler edildi. Şener tam ilerleyecekken o gruptan biri makineye bakıp koşarak başkanın yanında soluğu aldı: “Bu iyi çıkmamış bir tane daha.” Sempatik insan Şener ikinci ricayı kırmadı ve uyardı “Oğlum iyi çekin. Acelemiz var!”
- Bu foto yürüyüşü sonrası Şener’in yanına gittim. Hal-hatır sonrası yine esprili yönünü gösterdi: “Ne olsun, halka karıştık işte.” Bu sözü hafife almamak lazım. Çok net altını çiziyorum sıcakkanlı tavırlarıyla Şener ve Trabzonspor Urfa halkının kalbinde taht kurdu. İlginçtir maçın şehrine ilk başta karşı çıkan ve Urfalıları da biraz üzen onlardı.
- Yine ilginçtir ki Şanlıurfa’dan taraftar olarak tulum çıkaran Fenerbahçe ise kupa yerine ‘antipati’ kazandı. Şehre gelişte yerel halkı azarlayan Aziz Yıldırım tesislere gazeteci almayı yasaklayacağına iletişim yönüne biraz ağırlık verse fena olmayacak!
- Balıklıgöl turunda ikinci konuğum TFF Başkanı Mahmut Özgener’di. Özgener kupa mücadelesinin Urfa’da oynanmasından çok memnundu. Sıra gecesinde halaydaki halinden belliydi zaten. Onunla da hoş geldin-gittin muhabeti yaptık. Bir de otel-Balıklıgöl arasında beni götüren taksicinin muhteşem örneği çok hoşuna gitti: “Nasıl Liverpool’la Milan İstanbul’da oynadıysa bu da öyle bir şey.”
- Sırada Urfa çarşı turu var. Ciğerci Aziz Usta tavsiye edilir. Vedat Milor tarzı konuşursam: “Sevmeyene bile ciğer yedirtir.” Sabah saatlerinde kebaba düştüğüm yerin hemen köşesinde kasaplar vardı ve hepsinin üstünde Alanzinho (Urfa aksanıyla veelaanzinyo) forması. Garson Ali’ye durumu sordum ve şaşırtıcı olmayan bir cevap aldım: “Hepsi Galatasaraylı onlar. Trabzonspor’dan bir futbolcu sayamazlar.” Tam o sırada meydana davul-zurna girdi; Fenerliler, Trabzonlular hep beraber halaya girdi.
- Laptopu almak için otele döndüm. Çıkışta karşıda bekleyen bir taksiye el ettim. Amca eliyle gel işareti yaptıktan sonra “Doluyum” dedi! İçimden ‘tövbe’ çekerken taksinin sahipleri geldi. Üç yetişkin, iki çocuktan oluşan bu ekip “Hayatta olmaz” diyerek beni de aldılar hatta yanıma öne oturttular. Sözü askerliğini İstanbul’da yapan arkadaşa bırakıyorum: “Urfamızın çok güzel reklamı oldu. Kim kazanırsa kazansın birbirimizi üzmeye gerek yok. Burada terör yok ağabey. Tek terör yemek. Bu kebaplar bizim sonumuz olacak.”
- Maç sonunda sporcu çıkış kapısından tek tek futbolcular dışarı çıktı. Fenerbahçelilerin hepsi alkış aldı. Alkış alamayan hatta yuhalanan bir isim vardı: Daum. Trabzonlular arasında en büyük ilgiyi ise Yattara ve Song gördü. Rigobert Song farklı bir insan. Herkes uzaktan el sallarken Kamerunlu çoğunluğu Urfalılardan oluşan taraftarların yanına gidip onların elini sıktı. Song’a Hz. İbrahim olayını sordum yine derslik bir cevap verdi: “Böyle bir şehire gelip tarihini merak etmemek mümkün değil. En azından benim için. Bu seyahat benim için unutulmaz bir tecrübeydi.”

1 yorum:

M.T dedi ki...

basın tribünündeki tanga şekli veren koltuklardan bahsetmemişsin ama:))