18 Mayıs 2010 Salı

Yok böyle bir şey!!!



Bursa’nın tarihi gecesinde 90 dakika boyunca yaşananları yazmıştım. Şimdi karşılaşma sonrasına gidelim...
- Basın tribünün hemen önündeki koltuklardaki taraftarlarla yerel medya sarmaş dolaş haldeydi. Ağlayan birkaç Bursalı gazeteciye (hemen formalar giyildi) sarılanların taraftar olması şahaneydi! Önümdeki iki kombine sahibine “Seneye buranın fiyatı artar” dedim. Bir tanesi “Olsun. Canları sağ olsun”, diğeri “Ben de onu düşündüm demin” dedi!
- Futbolcuların sahaya dönmesi için çimlerin boşaltılması gecenin en zor işiydi. En etkili yöntem ‘Tribüne çıkmayan Beşiktaşlı olsun’ tezahüratıydı. Sanki anında damgalanacaklar gibi geri koşan Bursasporlu gençler çok çok komikti.
- Tribünlerde yakılan maytapların çıkardığı koku çok rahatsız ediciydi. Bir hanımefendi bir anda kötü oldu. Eşi ise bir gözüyle sahaya diğer gözüyle karısına bakıyordu!
- Sporcu çıkışı bir başka muammaydı. Polis, yaka kartsız insanları çıkarmaya çalışırken çıkartıklarının yerini başkası alıyordu. Ömer Erdoğan’la Turgay Bahadır kapıya çıkınca sarılma ve foto operasyonları başladı. Bir taraftarın polise, “45 yaşındayım ilk kez böyle bir şey gördüm. Ne yapacağımı bilemiyorum. Döversen de döv ben burada kalacağım” sözleri büyük alkış aldı!
- Polisler için gece tahmin ediyorum işkence gibiydi. ‘Laz’ bir güvenlik görevlisi yanındaki arkadaşına “İki gündür ‘Yok Trabzon şöyle yok böyle’ diyordunuz. Bir anda değişti mi işler” sorusuyla yerinde bir tespit yaptı. Trabzon formalı birçok insan da kutlamalara eşlik ederken bir hayli popülerlerdi.
- Bursa taraftarı sanırım biraz şokta olduğu için stat dışında ne yapacağını bilemez haldeydi. Ömer Erdoğan’ın takım otobüsünün koltuğuna geçip kornayla tempo yapmasına kimse tepki vermedi. Altıparmak’tan Heykel’e doğru yürürken bana eşlik eden gençler de durumun farkındaydı: “Maç bitince herkes eee şimdi ne yapacağız gibi bakıyordu.”
- Heykel’e doğru yaptığım yürüyüşte dikkatimi çeken şey Volkan Şen ve Ozan İpek modeli saçların çok moda olduğu! Bir zamanlar Çek ‘Şukuravi’ vardı. ‘İtalya 90’ sonrası millet onun saç kesimini örnek almıştı. Aklıma o geldi bir an. Futbolunuz benzesin çocuklar saçınız değil!
- Kutlamalarda bana en orijinal gelen şey Bursa Saat Kulesi’nden top atılmasıydı. İstanbul’un fethine yakışır bir hareket.
- Heykel’den sola doğru kıvrıldığımda kendimi çiftetelli denizinde buldum. Sanki 10 düğün bi arada yapılıyor gibiydi. Kafası güzel bir arkadaş yanıma gelip “Abi bugün oynamazsak hangi gün oynayacağız” dedi. İki figür gösterdim elbette!
- Aşırılıktan bahsetmişken yol üstünde tekellerin önünde ekmek kuyrukları gibi bira kuyrukları vardı. Bir dükkân sahibi telefonda “Kaç kasa var getir hatta yolda bakkal market görürsen onlarda da ne varsa al” diyordu.
- Şehir turunda bir durağım da Demirtaş Spor Kulübü’nün lokali oldu. Üye olmayan giremez uyarısına rağmen bir su almak ricasıyla içeri girdim. O sırada Fenerbahçe-Trabzonspor maçının özetlerini veriyordu TRT. Onur’un her kurtarışında oley çekti lokal. Aziz Yıldırım ekrana geldiğinde sesler yükseldi: “Yukarıda Allah var Allah.”
- Ve sabah saatleri. ‘Bir baba hindi’ sesiyle uyandım. Saate bir baktım 08.30! Otelin önünde sohbet eden bir grup aniden ortalığı inletmiş. Bursa bu yazı bu kupayla kutlayarak geçirse şaşmamak lazım. Haklarıdır da...
- Stadın yanındaki Bursastore içeri üçer üçer adam alıyordu. Biraz hazırlıksız yakalandıklarını söylemiştim. Ben anı olsun diye foto çekip gazeteyi aradığımda kapıda bekleyen gençlerden biri takım aşkını gözler önüne serdi: “Abi biz
çıkmadık di mi? Annem benim İstanbul’da üniversitede sınavlara girdiğimi biliyor da...”



FOTO İMZA: Kenan Başaran (Referans)

Hiç yorum yok: