10 Ekim 2010 Pazar

Berlin notları, Mesut ve Cartel

Berlin’e gelmişken ve bir milli maç varken ‘Türk mahallesi’ne gitmemek olmazdı. Kreuzberg’de U Bahn’dan çıkar çıkmaz karşıma yeniçeriler dikildi! Öğle suları olmasına rağmen Türkler yavaş yavaş stada gitmek için hareketlenmişti. Frankfurt’tan gelen ‘Genç Avrupalılar’, bir televizyon kanalı görür görmez kamera önünde zıplamaya başladı. Kreuzberg Merkezi apartmanının hemen önünde gerçekleşen mini şovdan sonra, sanırsam liderleri küçük bir konuşma yaptı: “Bu akşam Mesut da yanlış yaptığını anlayacak. Gerçi bizi onu da seviyoruz ve gururlanıyoruz.”
Mesut konusu elbette Türklerin ana gündemi. Yolda yürürken bir grupla sohbet ettik. Dördünün de çocuğu yokmuş ama yine de birine sordum: “Eğer oğlun bir gün gelse ve ‘Baba, ben Alman Milli Takımı’nı seçtim’ dese, ne yaparsın?” Cevap basitti: “Evlatlıktan reddederim.” Yanındaki eleman hemen atladı: “Real Madrid’e gidecekse sorun yok!” Bu arada Almanya’da yaşayan Türkler de Mesut Özil’in Galaktikos’a transferinde pasaportun etkisinden dem vuruyor. Çocuğun hakkını veren görmedim.

Kreuzberg turunda bir Türk kahvesi yerine Fas kahvesine oturdum! İyi de olmuş... Amigo Birol’un kırmızı-beyaz çığırışları arasında bir Alman çocuk geldi. Mihmandarım Selçuk ağabey sayesinde biraz konuştuk. “Maçı 3-0 alırız, iki Mesut, bir de Nuri atar” dedi. Berlin’de yaşıyor ama Dortmund’du tutuyormuş. Gazeteci olduğumu öğrenince bilet sordu. Sonra da Almanların bilet bulmada yaşadığı sıkıntılardan dem vurdu. Ara not: Ben stada geldiğimde saat 17.30’du ve gözümün önünde 300 ‘öyro’dan iki bileti Almanlara 600 avrodan okutan gördüm.

Türk gazetecilerin zaferi Berlin’in popüler yerleri KaWeDe, Alexanderplatz, Zoolicher Garten gibi yerlerde “Oh Türkiye” sesleri arasında dolaşırken iki Alman taraftarın, “Evimizde düştüğümüz çileye bak” bakışları iç burkucuydu. Olimpiyat Stadı’na giden trende de durum farklı değildi. Bir ara vagonun salladığını hissedince içimden, “Buraya kadarmış” diye geçirdim. Ve trenden çıkış anı... Euro 2008’de Çek ve Hırvat maçlarını yaşamış biri olarak gurbettekilerin Milli Takım kavramından neler hissettiğini iyi biliyorum. Stat girişine kadar herkes dik ve gururlu yürüyordu. Tek fark, etrafta hava atacak Alman yoktu!

Bu arada günün ilk galibiyeti Alman gazetecileri 7-3 mağlup eden Türk gazeteciler aldı. 11’erli takımlarda oynanan maçını yıldızı Hürriyet’te yazan Hakan Ünsal’dı. Eski Galatasaraylı oyunu dört gol attı. Bu arada Taraf yazarı (Yakın arkadaşım) Fikret Doğan da, iki asist ve bir golle skora katkıda bulunan isimlerdendi. Fikret daha sonra bana ülkedeki ünlü Türklerle ünlü Almanların yaptığı maçı da Türklerin kazandığını söyledi. Bu maç televizyondan da yayımlanmış. Ama en önemlisi asıl maç, Olimpiyat Stadı’ndakiydi ve bu mücadelenin galibi, malum Almanya oldu.

Maçtan önce Mercedes’in bir organizsyonunda Yıldıray Baştürk’le konuşma fırsatımız oldu. Eski milli futbolcu Mesut için şu ifadeleri kullandı: “Onunla gurur duymalıyız. Ne şartlarda seçim yaptı bilemeyiz.” Yıldıray boşta olmasıyla ilgili de Ahmet Çakır ağabeyin tanımıyla ellerini açıp “Kader” dedi!

Not: Maç yazısında şöyle yazmıştım Mesut'u görünce aklıma Cartel'in efsane albümündeki Da Crime Posse şarkısı geliyor: Vatanımızda Almancı burada yabancı, bu duyguyu sezmek inan ki çok acı... Sarkının linki: http://www.youtube.com/watch?v=_9zu_RQibrc

Hiç yorum yok: