7 Şubat 2011 Pazartesi

Beyoglu boyle daha mi guzel!




Belediyenin Beyoglu'nu koruma amacli guzellestirme projesi diye bir sey var.

Agzimi bozmamaya ozen gosteriyorum ama 'Beyoglunun icine sicmak procesi' deseler daha yerinde olur.

Galatasaray Lisesi'nin Cezayir Sokagina bakan duvarini yikip yerine katli otopark insa etmek (illustrasyon yaniltici olabilir belki ama cirkin birsey olacagi cok asikar) nasil bir koruma plani olabilir.

Bogazkesenden yukari cikan yol arabayla topu topu iki-uc dakikadir ama her koseyi donup o duvari gordugumde sanki uzun bir yolculuk sonrasi memlekete gelmis hissini yasarim.

Yazar İzzeddin Çalışlar agabeyimin yazisi burada.

http://www.dipnot.tv/4254/Beyoglu-nu-korumak-icin-havaya-beton-dokecekler.aspx

Su noktadan itibaren de uzun bir yazi var (bana ait degil kaynagini verecegim) herkes dikkatlice bir okusun derim. Beyogluna baska ne 'guzellikler' yapacaklar bir gorelim bilelim ogrenelim.




Beyoğlu için alarm çanları çalıyor!

Beyoğlu tarih boyunca kentteki yeniliklerin ilk defa yaşandığı bir yer olmuş. İlk aydınlatma, ilk havagazı, ilk basınçlı şehir suyu, ilk imar planı, ilk çöp toplama, ilk kültür salonu, sinema, ilk modern okul, ilk modern hastane,  ilk belediye… Ama gelecekte Beyoğlu kentin en kaotik, en yaşanmaz, en yönetilemez, en niteliksiz semti olabilir. (Bu gidişin işaretleri de yok değil. Daha şimdiden Beyoğlu bir suç cenneti olmaya başladı. Yoldan geçen insanların bile başına neler geliyor.) “Hadi canım, bu nereden çıkarıyorsunuz” diyenler olacaktır hiç şüphesiz. Ama unutmayalım, kenti iyileştiren, geliştiren, barış ve mutluluk alanı getiren de biraz yönetimlerin uyguladıkları kamusal programlar. Eğer yönetimlerin gözü insanı görmüyorsa, insanı değil de çıkarı, parayı, yolsuzluğu, haksızlıkları öne çıkarıyorsa, o zaman insanların yararına işler nasıl yapılabilir, haksızlıklar nasıl engellenebilir?
Eğer geçmişte Beyoğlu’nda bir takım yenilikler yaşandıysa, bu gelişme yalnızca çıkara bağımlı bir yönetim anlayışı ile olmadı. Gelişmeler bölgenin en iyi okulları, hastaneleri, kültür yatırımları ile, yani  yenilikçi bir yönetim anlayışı ile oldu. Bugün ise Beyoğlu yenilikçi olmak şöyle dursun, günümüzün planlama anlayışı ile çelişen, kentsel bütünü yalnızca bir imar işi gibi gören bir yaklaşıma teslim olmak üzere. Dünyadaki yenilikçi deneyimlere sahne olan kentler planlama anlayışını çok işlevli ve yaratıcı süreçlere açarken, kalkınmayı, gelişmeyi insan temelinde ele alırken, Beyoğlu için tam 17 sene gecikmeyle hazırlanan plan, gelişmeyi yalnızca imara açma operasyonu olarak tanımlıyor. Tarihi kent dokusundaki yapılaşma dışı alanları imara açılması gereken “boşluklar” olarak algılayan, dolayısı ile bütünlüklü bir kent dokusu olarak korunma önceliğini getiren SİT alanı kararını yok sayan, kentin tarihsel topografyasını yok eden bu belgeye “koruma planı” adı verilmesi olsa olsa bir şaka olabilir. Bırakın “koruma planı” olarak adlandırmayı, bu belgeye “plan” diyebilir miyiz?
17 sene önce doğan bir bebek bile bugün yetişkin insan oldu. Böyle bir belge yaşanması gereken sürecin, kent için önemli bir fırsatın nasıl heba edildiğinin belgesi.  
Beyoğlu’nun SİT alanı olmadan önceki normal imar planında dahi olmayan yerleri yapılaşmaya açan ve herhalde muziplik olsun diye adına “Koruma Amaçlı İmar Planı” denen belge ne anlama geliyor? Bu belge ilk önce üniversitelerde şehir planlama disiplini kapsamında elde edilen bütün gelişmelerin, birikimin bir zamanlar kent yönetimleri açısından yeniliklerin sergilendiği Beyoğlu’nda iflas ettiğine! Çünkü kentin tarihsel merkezinin yalnızca çıplak imar faaliyeti mantığı ile bir fiziksel varlık olarak ele alınması ister istemez onu yalnızca inşaat yapılabilecek bir alan haline getirmeyi hedefliyor.
Şaşıracaksınız ama (söylendiğine göre) SİT alanı ilanı, yani bütünlüklü koruma gerektiren yer ilan ederek geçmişteki mevcut imar planını “koruma amaçlı” olmadığı için iptal eden Koruma Kurulu da onaylamış! Şimdi bu belge “plan” niyetine askıya çıkıyor!
 Diyeceksiniz ki artık SİT alanı mı kaldı, “koruma amaçlı” plan mı kaldı, bölgenin birçok parçası “Yenileme Alanı” ilan edilerek, zaten bu planın kapsamı dışında kaldığına göre? Zaten bu belgenin böyle bir sorunu yok.
Belgeyi (yani “Koruma Amaçlı Planı”) görenlerin anlattığına göre, Beyoğlu’nda yapılmak istenen ne kadar kıyıda köşede imara açılmamış yer varsa, onları inşaat alanı haline getiren bir boşlukları doldurma oyunu. Oyunun adı da şu: Beyoğlu’nda neresi boşsa doldur!
Bakın planda ne sürprizler var?
1.       Yıllar önce, normal imar planında “manzara terası” olarak gözüktüğü halde, SİT alanı ilanı ile birlikte “geçici yapılaşma koşulları”nı Koruma Kurulu’na bırakılması sonucu imara açılmaya çalışılan Susam Sokak’taki parsel, kesinleşmiş mahkeme kararına rağmen tekrar imara açılmaya çalışılıyor. Oysa Koruma Yasası, SİT alanı ilanı ile birlikte mevcut imar planını yürürlükten kaldırırken, “şimdi istediğinizi yapabilirsiniz, her şey serbest” demiyor. Eğer bu plan yürürlüğe girerse, hem koruma amacı, hem mahkeme kararı ayaklar altına alınmış olacak. Susam Sokak’ta oturan bazı insanların da manzaraları yok edilecek ve mülklerinin değeri düşecek.

2.       Sıraselviler Caddesi’ndeki eski benzin istasyonunun olduğu parsel çevresindeki yapılar yüksekliğinde imara açılıyor, kat otoparkı olarak. Oysa burası bitişik nizam yapıların oluşturduğu bir yapı adasının ortasındaki boşluk! Yani aslında bu belgeyi hazırlayanların algıladığı gibi tanımsız bir boşluk falan değil, kentin SİT alanı kararıyla korunmaya çalışılan morfolojisinin bir unsuru! Daha önce, yani Beyoğlu SİT alanı ilan edilmeden önce benzinci olmasının nedeni de bu. Bir düşünün, normal imar planında bile dikkate alınan yerleşim alanının bu özelliği güya koruma amaçlı planda fark edilmiyor ve yok ediliyor! Bu boşluğun etrafında yer alan binaların sakinleri pencerelerini açtıklarında karşılarında duvar görecekler! Öyleyse yolları, caddeleri de inşaata açalım bari tam olsun. Ama gene de sormak gerekiyor: Acaba böyle bir “koruma planı” dünyanın neresinde görülmüş?
3.   Geçmişte defalarca imara açılmaya çalışılan, ancak STK'ların girişimleri sonucu korunan Beyoğlu'ndaki son yeşil alan, "Roma Bahçesi" sosyal tesis alanı olarak bir kaç köşesinden imara açılıyor. Ancak yalnızca imara da açılmıyor, kalan boşluk ise bu yapılara verilen işleve göre, bu tesislerin özel bahçesi haline getiriliyor, yapıların dışından erişime kapatılıyor. Bunun ne anlama geldiğini bu yeşil alanı tanıyanlar bilir. Binaların yerleştirildiği alanlar bu rekreasyon alanına erişim yerleri. Ayrıca bu yeşil alan dışında bir çok "boşluk" da imara açılıyor.

4.       Galatasaray Lisesi’nin arkasında yer alan ve tıpkı kent surları gibi kentin tarihsel topografyasının önemli bir unsuru olan eğimli taş örgülü istinat duvarı yıkılarak çevresindeki yapılar yüksekliğinde bir kat otoparkına dönüştürülüyor! Hatırlatmakta fayda var: Bu belgenin adı da “koruma planı!”. Başka bir yerde olsa, böyle bir yıkımı gerçekleştirmeye çalışanlar ve bunu onaylayan kurumlar değil koruma planı yapmak, yalnızca bu tasavvurları (ve girişimleri) ile olsa olsa bir cürüm işlemiş olurlar!

5.       Koruma planının başka bir özelliği de “ihya” adı altında yapılaşma dışı alanlarda bina hortlatmak! Üstelik yapıya ait bir belge, görüntü bulunmasa bile bu binalar “olsa olsa” yöntemiyle tarihi biçimli taklit binalar olarak yapılacak! Plan Dolmabahçe Sarayı ile Camisi  arasındaki merasim alanına, onların önüne bile bina kondurmayı hedefliyor. Bu yöntemle eğer bütün boşluklara, parklara geçmişte bir zamanlar orada yer aldığı tahmin edilen, bilinen bütün yapılar yeniden inşa edilirse, Beyoğlu’nun halini bir düşünün. Peki o zaman bu müthiş koruma anlayışına neden o tarihlere dönüp bütün sonradan yapılmış binalar yıkılmıyor? Cevap: Hayır, bu yöntem yalnızca yapılaşma dışı alanlar için geçerli! Tarihi kent merkezindeki yapılaşma dışı alanları “boşluk” olarak algılayan, SİT kavramını böyle yorumlayan bir plana koruma planı diyebilir miyiz? 

6.       Fındıklı İlköğretim Okulu gibi Cumhuriyet döneminin önemli bir mimarlık örneğini yoksayan, parseli imara açılacak bir boşluk gibi değerlendiren, bahçesini imara açan bu belgeye “koruma planı” diyebilir miyiz?

7.       Beyoğlu’nun konut dokusunun yer aldığı bölgelerini “ticaret alanı” ilan ederek kullanım biçimini değiştirmeye, yapıların yıkılarak yeniden inşa edilmesine yol açacak bir plana koruma planı diyebilir miyiz?

Örnekleri saymakla bitmez. Ancak “koruma planı” diye sunulan bu belgenin bir önemli çelişkisi daha var: SİT alanı kavramını ve kararını yok saymak!
Tarihsel merkezin bütün kıyı şeridini, SİT alanının bütününü etkileyecek olan en dinamik bölgesini kapsam dışı bırakmak! Kentin tarihsel çekirdeğini bir şerit halinde kuşatan bu önemli bölgenin planlanmasını, yani nasıl ve hangi amaçlarla kullanılacağını Özelleştirme İdaresi’nin tasarrufuna bırakan, tarihsel dokusunun büyük bir bölümünü “Yenileme Alanı” olarak tanımlayarak kapsam dışı bırakan bir belgeye “koruma planı” diyebilir miyiz? Böyle bir ayrım Koruma Yasası’ndaki “SİT alanı” ilan edilme koşulları, yani bütünlüklü bir yaklaşım geliştirme amacı ile çelişmez mi? Eğer bu bir şaka değilse, eğer 17 senelik bekleyişin ardından birileri bizimle dalga geçmiyorsa, o zaman vay halimize!
Çünkü bugünün şehircilik anlayışının, koruma planlarının bu tür imara açma girişimleri ile uzaktan yakından bir ilişkisi olamaz. Normal planlar bile artık kentsel canlandırmayı içeren sosyal unsurlar ile birlikte geliştirilmek zorunda. Eğer şaka niyetine de olsa bu belgeye “koruma planı” denirse, Koruma Kurulu’nun bir karar daha alıp Beyoğlu’nun SİT alanı kararını da kaldırması gerekecek. Ama gene de Beyoğlu’nda “koruma amaçlı” olmayan bir plan dahi yapılsa, karşınızda bu kadar standartları olmayan, çelişkili bir belge olmayacağından emin olabilirsiniz.



Hiç yorum yok: