5 Haziran 2011 Pazar

LIZARAZU-BORG UNCUT


BL: Küçükken tenis oynardım ve kahramanın sizdiniz. Kafa bandınızın aynısı bende de vardı. Raketi de aynı sizin gibi tutardım. Sonra futbolcu oldum...
 
BB: Başarlı olmuşsun (gülüyor) ama... Küçükken ben de futbol oynadım. Diğer iki favori sporum tenis ve buz hokeyiydi.
 
BL: Küçükken kortta çok sinirliymişsiniz...
 
BB: Kazanmak için deliye dönen bir çocuktum. Tenis oynadığım kulübün yöneticisi bir gün ailemi aramış "Oğlunuzu cezalandırmamız lazım" demiş. 10-11 yaşındayken altı ay ceza aldım ve tenis oynayamadım. Kortta geri döndüğümde bir daha ağzımı açmadım. Buna "iyi bir cezaydı" diyebilirim.
 
BL: Altı ayda böyle bir değişim hızlı değil mi? Bunun için çalıştınız mı?
 
BB: Evet öyle bir anda olabilecek bir şey değildi. Antrenmanlardasanki maçtaymışım gibi düşünüp sakin kalma egzersizleri yaptım. O davranış bozuklukları dönecek diye çok korkuyordum! Sadece oyuna konsantre olmak uzun bir çalışmanın ürünü.
 
BL: O zaman lakabınız 'Iceborg', çok da doğal bir tanımlama değil?
 
BB: Kesinlikle (gülüyor). Daha iyi performans sergileyecek ve en iyi tenisi oynayacak 'ben'i yaratmak hedefimdi.
 
BL: John McEnroe'yla zıt bir karaktersiniz...
 
BB: John New York'da büyümüş. Orası insanların sürekli konuştuğu, kızgınlığın ve duyguların dışarı yansıtıldığı bir şehir. John da tam anlamıyla bir New Yorklu. Bana karşı oynadığı maçlarda hem bana olan saygısından hem de beni kızdırma taktiğiyle yenemeyeceğini bildiğinden hep sakin olmuştu.
 
BL: Zamanın en profesyonel sporcularından biriydiniz. Günde ne kadar çalışıyordunuz?
 
BB: Günde beş saat ve bu yaklaşık 10 yıl sürdü. O dönemde hazırlığa önem verilmesi konusunda ciddi düşünen ilk bendim. Vücuduma iyi bakmanın bana kazandırcaklarını biliyordum ve bu hoşuma gidiyordu. Kazanmak için bu şarttı. Bir gün "Bu artık sıkıcı oldu, bundan nefret ediyorum" diyene kadar...
 
BL:Size bırakmaya bu durum mu itti?
 
BB: Her gün antrenmana gitmek için motivasyon olmalıydı. Grand Slam kazanmak için en iyisini yapmalısınız ama bir yandan da zevk almalısınız.
 
BL: 1991'de neden geri döndünüz?
 
BB: İçimde yeniden tenis oynama isteği doğdu. Tahta raketimle idmanlara çıkıp hiçbir şey olmamış gibi Monte Carlo'da turnuvaya çıktım. Sadece eğlenmek istedim. Belki de bu bir ATP turnuvası olmalıydı...
 
BL: Herşeyi kazanmış bir adamın yarışmacı yapısından kurtulup böyle bir şey yapması nasıl mümkün olabilir?
 
BB: Tenis topuna vurmaktan mutluydum sadece o kadar. Kim olduğumu kimseye ispat etmek durumunda değilim.
 
BL: O zaman sportif değil de daha felsefi bir bakış açısı bu?
 
BB: Aynen öyle. Just for fun !
 
BL: Ben hala maç yaparken rakibin beni geçmesine sinir oluyorum. Belki sizden birşeyler öğrenebilirim...
 
BB: Hala böyle olman kötü bir şey değil. Fakat yaşla birlikte bu değişimi yavaş yavaş kabul etmek gerekir.
 
BL: Zinedine Zidane'a bir gün "Real Madrid'de oynarken mi yoksa sportif direktör olarak mı daha mutlusun " diye sormuştum. O da "Oynarken ki kadar mutlu olamam" demişti. Sizin için de geçerli mi bu?
 
BB: Oynarken çok mutluydum. Şimdi ailemle başka bir hayatım var. Bu bakış açısıyla şimdi daha mutluyum. Geçmişe takılmamak lazım.
 
'Nadal bana benziyor, Federer gelmiş geçmiş en iyi' 
 
"Nadal'ın altı yılda beş kez Roland Garros'u kazanması muazzam bir başarı. Çalışmaya olan azmi, fiziki kondüsyonu, oyun stilini seviyorum onun... Nadal'ı toprak kortta beş sette yenmek şu an dünyanın en zor işi. Bir puana bie verdiği değer ve sabrı bana benziyor. Evet Nadal daha agresif olabilir ama aynı benim gibi maçı çevirecek hamlelerde en iyi zamanlamayı beklemeyi çok iyi biliyor. Federer ise dünyanın gördüğü en iyi tenisçi.  Kortta bir artist gibi... Tüm hareketleri yapmayı o kadar iyi biliyor ki... Ama zirve Nadal-Federer'i karşı karşıya oynarken seyretmek. Onların maçlarını kaçırmayı aklımdan bile geçirmiyorum!