18 Kasım 2011 Cuma

Son Kaptan



* 1990’lı yılların başıydı. Mektepten Sarı Siyahlı olduğumuz için “en azından” ikinci takımımızdı
İstanbulspor. Elbette hepimizin kalbi 3 Büyükler’den biri için atarken, derinlerde bir yerlerde
de İstanbulspor sevdası vardı. Liseden mezun ağabeylerimizin ön ayak olmasıyla adımımızı
attık İstanbulspor maçlarına. Henüz Cem Uzan’lı dönemler başlamamış, Üçüncü Lig’in adı
büyük ama kendisi mütevazı takımıydı İstanbulspor. İşte böyle bir dönemde Bayrampaşa
Stadı’nda tanıştım Abdullah Avcı ile. Ara sıra gittiğimiz maçlardan aklımda kalan tek
futbolcu takımın 9 numaralı santraforu Abdullah idi, ya da o dönemlerde Bayrampaşalı
taraftar kitlesinin taktığı ismiyle “Apo”. Abdullah Avcı’yı ilk kez 28 Şubat 1992’de seyrettim.
Galata maçında. Çok iyi hatırlıyorum çünkü maç bileti hala duruyor, arkasında da maçın
notları. Aynı dönemde Tanju-Aykut ikilisi Fenerbahçe için golleri sıralarken, pazar akşamları
televizyonda haftanın gollerini seyrederken bu kadar etkili bir santraforun varlığı hem de
3. Lig’de oynaması çok şaşırtmıştı beni açıkçası. Öbür golü kim attı hatırlamıyorum ama
Abdullah’ın attığı iki golle İstanbulspor Galata’yı 3-0 yenmişti. Dikkatimi en çok çeken 3.
Lig’in sert ve hoyrat ikliminde Abdullah Avcı’nın sahadaki efendiliği ve diğerlerinden farklı
duruşuydu. Yaklaşık 3-4 yıl pek çok maçına gittim İstanbulspor’un, hem İstanbul’da hem de
deplasmanlarda. Sahadaki hoyratlığın alabildiğine tribüne yansıdığı maçlarda tek bir kötü
söz işitmedim taraftardan Abdullah aleyhine. Kötü oynamadı mı? Oynadı elbette ama kimse
Abdullah’ın iyi niyetinden, sahadaki çabasından şüphe duymadı. Çok gösterişli bir forvet
olmadığını hatırlıyorum. Az ama öz iş yapardı ya da benim aklımda öyle kalmış. Sonrası iki
yıl 2. Lig’de, daha doğrusu o zamanki adıyla Lig B’de takip ettim İstanbulspor’u ve Abdullah
Avcı’yı. 5-0’lık Eyüp ve 6-2’lik Çorluspor maçlarında hat-trick yaptığında tribündeydim. 1994
yılında İstanbulspor formasıyla İstanbul’da son kez ağları havalandırdığında yine oradaydım.
Bakırköyspor maçıydı. Sonradan oyuna girmişti Abdullah yanlış hatırlamıyorsam. Maçın
bitimine yakın beraberliği kurtarmıştı İstanbulspor Abdullah’ın golüyle…

Futboldan konuşulduğu ortamlarda büyük şöhretlerin, yabancı yıldızların futbolunu
ballandıra ballandıra anlatanlara verdiğim en büyük cevap o dönemlerde Abdullah Avcı’ydı.
Kimsenin adını bilmediği bir yıldızdan bahsediyordum. Attığı golleri anlatıyordum. Sahadaki
duruşunu, efendiliğini anlatıyordum. İstanbulspor’da 4 sezonda attığı 47 golün büyük kısmına
şahitlik ettim büyük bir mutlulukla. 1994-1995 sezonunda 2. Lig’den 1. Lig’e yükseldiği son
sezonda da Abdullah Avcı’yı sadece birkaç maç izleme şansım oldu. Nesim, Fuat Buruk, Ümit
Davala, Haluk, Altan Aksoy gibi genç yeteneklerle zirveye yükseldiği 1994-1995 sezonu benim
de Abdullah Avcı’nın da İstanbulspor’a veda yılı oldu. Endüstriyel futbol dedikleri bambaşka
bir boyuta geçirdi İstanbulspor’u. Kendi sonunu hazırlayan bir çarkın içinde kayboldu Sarı
Siyahlı efsane. Aklımda kalansa Sarı Siyahlı formasıyla İstanbulspor’un “benim için” son
kaptanı Abdullah Avcı oldu…

* Burak Tezcan (Kasım 2010 Goal Dergisi)

Hiç yorum yok: