13 Mart 2013 Çarşamba

Sir Alex



Alex Ferguson, 6 Kasım 1986'da Ron Atkinson'ın yerine Manchester United'ın başına geçtiğinde Kırmızı-Şeytanlar ligde 20. sıradaydı. Ülkesinin takımlarından Aberdeen'e 1983'te Kupa Galipleri Kupası'nı kaldırtan Ferguson, göreve geldikten üç hafta sonra annesini kaybetti. Takımda Whiteside, McGrath hatta Robson gibi isimlerin alkol problemleri vardı. 1986 Dünya Kupası'nda İskoçya'yla yaşadığı başarısızlığı unutmayan Ferguson için United menajerliği kutsal bir görev gibiydi ve o 25 yıl içinde, 37 kupa kazanarak aynı The Highlander filmindeki İskoçyalı gibi ölümsüzlüğe ulaştı. Yıllardan beri hep aynı soru akıllarda: "Ferguson'ın sırrı ne?" İngiltere'de üç ayda bir çıkan The Manager dergisinde çıkan söyleşi, bu adamın neden bu kadar başarılı olduğunun ve aslında kazandığı kupaların değil, vizyonerliğinin daha önemli olduğunu ortaya koyuyor. 

"Bu iş için gereken niteliklerle doğmuşum. Gençken de doğru kararlar alabiliyordum. Aynı zamanda sendikacı kökenimin de etkisi büyük. 19 yaşımda sendika delegesi oldum. İşleri idare etme ve yönetme konusunda o zamandan beri tecrübeliyim." (Ferguson her yıl Glasgow'da, bir dönem aynı fabrikada (Remington) çalıştığı arkadaşlarını topluyor.)

"Bu işte stresle baş etmek, güçlüklerin altından kalkmak, geçmişinizde nasıl bir eğitim aldığınıza, ailenizden gördüklerinize bağlı. Babam bir sosyalistti. Annem ise gençken Karl Marx okurken komünist olduğumu düşünüyordu! Ben o yaşlarda radikal kararlar almayı, babam gibi olmayı seçtim."

"Benim emirlerime uyan oyuncuları seviyorum. Şansıma hep böyle oyuncularla çalıştım. Oyuncularım sayesinde burada olduğumu iyi biliyorum. Onlara da bunu hissettirmek temel görevim. Butt veya P. Neville gibi oyunculara, isterlerse gidebileceklerini söylemek hiç kolay olmadı."

"Temel amacım bu kulübün bensiz de fonksiyonu sürdürmesi. Her zaman kontrolü elinde tutan ve gözleme, analize zaman ayırabilen bir yapı. Böylece uzun yıllardan beri patronluğunu yaptığım sistem kendi kendine işleyebilecek."

"Uzun yıllardan bu yana maç öncesi konuşması yapıyorum. Bu konuşmaların birbirine benzemesi beni biraz rahatsız ediyor. Aynı zamanda belirli periyotlarda uzun yıllar aynı futbolcularla çalışıyorum. O yüzden onlara ilginç gelebilecek, ufuklarını açacak fikirler bulma konusunda takıntım var diyebilirim."




Ferguson'ı kurtaran adam!

O dönem kulüp başkanı olan Martin Edwards "Onunla ayrılmayı hiç düşünmedik," dese de, 'Sir'ün hayatında 7 Ocak 1990 tarihi bir viraj niteliğinde. Manchester United, Federasyon Kupası 3. Turu'nda bir başka efsane Briang Clough'ın Nottingham Forest'ıyla deplasmanda karşılaşıyor. Dedikoduyu seven İngiliz basınına göre üç yılda kupa kazanamayan, bir kez ikinci, iki kez 11. olan Fergi, topun ağzında. Takım ligde 15'inci sırada ve Lig Kupası'na da erken veda etmişler. Birçok sakat oyuncusu olan Ferguson, Forest deplasmanına gençlerle takviye edilmiş bir kadroyla gidiyor. Oldukça kötü bir zeminde oynayan maçta sonradan oyuna giren 20 yaşındaki Mark Robbins, maçın tek golünü atıyor ve bir anlamda tarih yeniden yazılıyor.

Ne dediler ?

Gary Neville: "Sir Alex hiçbir zaman panik yapmaz. Korkutucu bir yanı var!" 
Jose Mourinho: "Benim için bir ilham kaynağı. Onun tek bir kulüpte başardığını başkası yapamayacak." 
Guy Roux: 
"Auxerre'de bir gün tesislere gelmişti. Bana viski hediye etmiş, altyapıda neler yaptığımızı incelemişti." 
Gerard Houllier: "Ben Liverpool'u çalıştırırken, onun öğrencisi Ince'le yollarımızı ayırmak istiyorduk. Bana telefon açtı ve 'Kulüp ve kendin için en iyi kararı alıyorsun,' dedi." 
Alex McLeish: "Teknik adamlık için bana verdiği ilk öğüt 'Hep kendin ol'du. Onun gibi olmaya çalışsam zaten başarısız olurdum."
Fabien Barthez: "Manchester'da her sabah kalktığımda 'Acaba bana bugün ne diyecek?' diye düşünürdüm. O zaman söylediklerini ancak şimdi idrak ediyorum. Bir keresinde bana sabun fırlatmıştı!" 
Cristiano Ronaldo: "18 yaşımdan beri onu tanıyorum. Bunu öylesine söylemiyorum Alex Ferguson babam gibi ve şu anda olduğum yerde en çok emeği olan kişi."

Hiç yorum yok: